2017 Yılında Açılan Davalar

  • 01. Bilimsellikten Uzak Rehberlik Düzenlemesini Yargıya Taşıdık

    10 Kasım 2017 tarihinde yayımlanan MEB Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği ile okullarımızdan Psikolojik Danışmanlık hizmetleri kaldırılmış, içeriği tamamen bilimsel gerçeklerden uzak bir düzenleme yapılmıştır.

     

    Bu düzenleme ile ilgili her türlü tepkiyi, örgütlü mücadelenin verdiği tüm haklar ile demokratik ve hukuksal haklarımızı kullanacağımızı ifade etmiştik.

     

    Dün dahi bakanlık nezdinde görüşmeler yaptık ve bu yanlışlıktan dönün dediğimiz halde göç yolda dizilir misali hareket edileceğinin sinyalini aldık.

     

    Üyelerimizin hiçbir şekilde mağdur olmalarını istemediğimiz için nöbet tutmama eylem kararını alarak tüm kamuoyuna duyurduk. Bu karar ile amacımız üyelerimizi güvence altına almanın yanı sıra olası sorunlar karşısında sendikalarının yanlarında olacağını resmileştirmektir. Sendikamızın kararına uyan tüm üyelerimize her türlü hukuki destek verileceği gibi olası olumsuzluklarda da madden ve manen yanlarında olacağımız geçmiş uygulamalarımızdan bilinmektedir.

     

    2012 yılında başlattığımız nöbet ücreti ödenmesine ilişkin mücadelemiz sonunda 2015’te kazanım elde edilene kadar bize inana sadece üyelerimiz olmuş ve onların desteği ile bu kazanım istediğimiz gibi olmasa da elde edilmiştir.

     

    Nerede ise ülkedeki okul sayısının yarısı kadar üyemiz varken yani her okulda  üyemiz yokken başlattığımız süreçte disiplin cezası ile korkutmalar, soruşturmalar olmuş fakat büyük bir kısmı yargı nezdinde geri dönmüştür. Dönmeyenlerle ilgili temyiz süreci devam etmektedir.

     

    O dönemde bize inanmayanlar üyelerinden gelen tepkiler üzerine eylemlerimize katılmak zorunda kalmışlardır.  Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetleri okullarımızın vazgeçilmezidir. Bu nedenle;

    –  Psikolojik Danışmanlığı okullarımızdan kaldıran,

    –  Görevleri ile bağdaşması mümkün olmayan belleticilik ve nöbet görevi dayatan,

    –  Rehberlik hizmetini ve rehber öğretmenleri okul idareleri tarafından güçsüzleştiren,

    –  Maddeler arasında çelişkiler bulunan,

    –  Rehberlik Öğretmeninden “eleman” diye bahseden,

    Ve birçok hukuka aykırı düzenleme içeren yönetmeliği yargıya taşıdığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 02. Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğine Dava Açtık

    16.09.2017 tarih ve 30182 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde pek çok hukuka aykırı düzenlemeler yerini almıştır.

     

    Yönetmelikte, güzel sanatlar liseleri, spor liseleri ile klasik sanatlar ve musiki, görsel sanatlar ve spor programı/projesi uygulayan Anadolu imam hatip liselerine yer verilmiştir. Oysaki fen ya da sosyal bilimler ya da sanat programı uygulayan Anadolu imam hatip lisesi gibi okul türleri bulunmamakla birlikte tür olarak ayrılan bu okulların bir başka tür okul programı uygulaması mevzuata göre olanaklı değildir. İmam hatiplerin cazibesinin arttırılması amacıyla getirilen bu düzenleme açıkça hukuka aykırıdır.

     

    Düzenlemede, Özel eğitim sınıflarında görev yapan özel eğitim öğretmenleri nöbet görevinden muaf tutulması söz konusudur. Özel eğitim öğretmeleri işlerinin doğası gereği aslında fiilen nöbet görevini yerine getirmelerine rağmen bu hükmün bulunması nedeniyle toplu sözleşmede öngörülen nöbet ücretinden faydalanamamaları söz konusu olabilecektir. Bu suretle de hakkaniyete aykırı şekilde kanuna karşı hile anlamına gelecek bu yöntemle mali hakların kullanılamaz hale getirilmek istendiği açıktır.

     

    Bir başka düzenleme olarak “Nöbetçi öğretmen çeşitli nedenlerden dolayı öğretmeni bulunmayan sınıfın düzenini ve öğrencilerinin etüt çalışması yapmalarını sağlar.” hükmü yer almıştırAncak özellikle nöbetçi öğretmenin öğrencilere etüt çalışması yaptırmasına ilişkin düzenleme muğlak ve amacı yerine getirmekten uzak olup öğretmen bakımından angaryaya dönüşebilecek niteliktedir. Etüt çalışması ile kastedilen ders saati boyunca öğrencilerin başında duracak mıdır? Çalışmaları hangi disiplinde gerçekleştirecektir? Örneğin nöbetçi öğretmen matematik öğretmeni ise din kültürü dersinde nasıl bir etüt çalışması yaptıracaktır? Ya da nöbetçi öğretmenin aynı gün ayrıca kendi ders saati varsa öğretmeni olmadığı için boş olan dersin öğrencilerine nasıl etüt çalışması yaptıracak, boş olan sınıftaki meselelere nasıl müdahale edebilecektir. Dahası aynı saatte kendi dersinde olan öğretmen nöbetçi öğretmen olması nedeni ile boş dersi olan sınıfta yaşanan olumsuz durumlardan sorumlu tutulacak mıdır? Bu yönlerden bakıldığından düzenleme belirsiz, sorumluluk esaslarına aykırı ve öğretmen bakımından angaryaya dönüşebilecek niteliktedir.

     

    Belletici ve nöbetçi belletici öğretmenlik görevi pansiyonun bağlı bulunduğu okulda görev yapan kadrolu öğretmenler tarafından yürütüleceği yönündeki hüküm de öğretmenlere angaryaya dönüşebilecek bir düzenlemedir. Oysaki anılan görevin, öncelikle pansiyonun bağlı bulunduğu okulda görev yapan öğretmenlerden istekli olanlar arasından yapılması, ihtiyacın karşılanamaması halinde aynı yerleşim biriminde görev yapan öğretmenlerden istekli olanlar arasından yapılması, buna rağmen ihtiyacın giderilememesi halinde sonrasında resen görevlendirmelerin gündeme gelmesi şeklinde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu halde hem öğretmenler ifade edildiği gibi mağdur olmayacak hem de belleticilik görevi de aksatılmamış olacaktır. Bu haliyle istekli olan öğretmenlere de ek mali bir katkı sağlanmış olacaktır. Ayrıca görevlendirmede sadece kadrolu öğretmenler ifadesi ile sözleşmeli öğretmenlere bu görevin verilmeyeceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durumun ise eşitlik ilkesinin ihlali niteliğinde değerlendirilmesi gerekir.

     

    Davalı idarenin “Atatürk” ismini her fırsatta mevzuattan çıkarma anlayışı bu düzenlemede de kendini göstermiştir.

     

    Değişiklikten önceki yönetmeliğin 109.maddesinde, öğretmenler kurulunda; ç) Atatürkçülükle ilgili konuların derslerde işlenişine ilişkin hususların görüşülmesi ve yönetmeliğin 111. maddesinde, zümre öğretmenler kurulunda; c) Öğretim programlarında yer alması gereken Atatürkçülükle ilgili konular üzerinde durularak çalışmaların buna göre planlanması, düzenlemelerinin yer almasına rağmen yeni yönetmelikte bu ibareler tamamıyla kaldırılmıştır.

     

    Kanunda ve tüm içtihatlarda sabit olduğu üzere Milli Eğitim Sisteminin temel ilkesi olan Atatürk İlke ve İnkılaplarının mevzuatlardan silinme çabası her yeni Bakanlık düzenlemesinde göze çarpmaktadır. Daha önce olduğu gibi bugün de bu gayretlere geçit vermeyeceğiz.

     

    Bakanlığın mahkeme kararlarını gereği gibi uygulamama geleneğinin bir örneği daha yönetmelikte yerini almıştır. Yönetmeliğe eklenen geçici 8. maddede “Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Meslekî ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumları Alan/Bölüm, Atölye ve Laboratuvar Şefliklerine İlişkin Yönerge hükümlerine göre görev yapmakta olan şeflerin görevi, görevlendirme süresi sona erinceye kadar devam eder.” ifadesi yer almıştır.

     

    Sendikamızca açılan davada Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Meslekî ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumları Alan/Bölüm, Atölye ve Laboratuvar Şefliklerine İlişkin Yönerge Danıştay 2. Dairesinin 2016/12478E. sayılı kararı ile yürütmesi durdurulmuştu. Bu halde anılan yönerge kapsamında yapılan görevlendirmelerin de hukuka aykırılığı mahkeme kararı ile tescil edilmiştir. Bakanlığın, mahkeme kararı doğrultusunda iptal edilen düzenleme kapsamında yapmış olduğu şeflik görevlendirmelerini iptal ederek, şeflik görevlendirmelerine ilişkin kariyer ve liyakatı sağlayacak somut kriterler öngördüğü bir yönetmelik düzenlemesi tesisi, bu kapsamda da buna uygun görevlendirmeler gerçekleştirmesi gerekmesine rağmen mahkeme kararına açıkça aykırı dava konusu bu düzenleme ile hukuka aykırı şekilde şefliklerin görevlerinin devam ettirilmesini öngörmüştür.

     

    İşaret edilen hukuka aykırılığı ortada olan Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine sendikamızca dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 03. İmam Hatip Açılmasında Şehir Nüfus Şartını Kaldıran Yönetmeliğe Dava Açtık

    15.09.2017 tarih ve 30181 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma Ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 2. maddesi ile Millî Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma Ve Ad Verme Yönetmeliğinin 7. maddesinin 5.fıkrası “(5) Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi, mûsikî/müzik dersliği bulunması gerekmektedir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça sağlanır.” denilerek, önceki yönetmelikte yer alan “okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması gerekir.” şartı kaldırılmıştır.

     

    Eski düzenlemeye göre Anadolu İmam Hatip Liselerinin açılabilmesi için yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması gerekir, denilmişti. Düzenlemenin bu haline de sendikamızca dava açıldığını duyurmuştuk.

     

    Tüm itirazlarımıza kulak tıkayan Bakanlık bu defa 5.000 ve 10.000 olarak belirlenen nüfus şartını da tümüyle kaldırmıştır.

     

    İktidarın politik anlamda imam hatip liselerine verdiği önem ve yüklediği anlam bilinmektedir. Bu kapsamda da yeni açılan okulların büyük çoğunluğunun ilgi ve talepler dikkate alınmaksızın çoğunun imam hatip liseleri olarak açıldığı ve hatta birçok okulun da imam hatip liselerine dönüştürüldüğü malumdur.

     

    Kaldırılan TEOG’un yerine getirilen yeni ikametgaha göre kayıt sistemi ile birlikte değerlendirildiğinde, özellikle küçük şehirlerde, öğrencilere imam hatip dışında hiçbir seçeneğin sunulmayacağı sonucunu şimdiden öngörmek mümkündür.

     

    Diğer okul türleri bakımından değerlendirildiğinde imam hatip okullarına açıkça ayrıcalık sağlayan bu düzenlemeye karşı sendikamızca dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 04. Müfredata Dava Açtık

    Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı “Program 2017-ÖĞRETİM PROGRAMLARI” başlığı altında yayınladığı program ile ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında uygulanacak ders programlarını(müfredatı) değiştirmiştir.

     

    Kamuoyunda infiale neden olan pek çok yönüyle yeni müfredat adı altında yayınlanan ders programı, nereden bakılırsa bakılsın bilimsel eğitimden uzak, çağın gerisinde, plansız, dayatmacı ve bu haliyle de ilerici nesiller yaratmaktan çok uzaktadır.

     

    Yeni programdaki en temel mesele, sistematik olarak Atatürk’ün ve Cumhuriyet Devrimlerinin yok sayılması ve programın ideolojik içeriğidir.

     

    Çokça tartışılan, evrim teorisinin çıkarılması, cihad kavramının ders konularına alınması, kadın ve aile yaşamına dair dayatmacı ve cinsiyetçi söylemlerin varlığı, iktidarın, ideolojik olarak öğrencileri belli bir istikamete sevk etme gayretinin bir parçası olarak yeni öğretim programına yansımıştır. “Ana dilde iletişim” gibi muğlak kavramların da müfredatta yer almış olması Anayasada yer alan eğitim dilinin Türkçe olması zorunluluğuna aykırı genel bir ihlal olarak yerini almıştır.

     

    Laik ve bilimsel eğitimi alt üst edecek bu programın uygulanması, yeni nesiller adına telafisi mümkün olmayan sonuçları da beraberinde getirecektir. Cumhuriyet değerlerini tam benimsemiş eğitimciler olarak bizler, Ulu Önderimizi ve Cumhuriyeti öğrencilerimize anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. 15 Eylülde ülke genelinde yaptığımız bilgilendirme toplantılarımıza devam edecek, alanlarda olmayı sürdüreceğiz.

     

    Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Milli Eğitim Sisteminin temeli Atatürk İlke ve Inkılaplarına tümüyle aykırı müfredatın iptali için Danıştay nezdinde Sendikamızca dava açılmıştır.

     

    Merkez Yönetim Kurulu

  • 05. Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Düzenlemeye Dava Açtık

    Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararda değişiklik yapılmış, mesleki ve teknik lise öğretmenlerinin ek ders ücretleri ve çalışma saatlerine ilişkin memuriyet güvencesi ve angarya yasağını hiçe sayan yeni düzenlemeler öngörülmüştür.

     

    Değişiklikle birlikte işletmelerdeki meslek eğitimi ve staj kapsamında gerçekleşen ders görevleri yüz yüze eğitim kapsamına alınmıştır. Ancak bu durum ortaöğretime ilişkin temel düzenleme olan Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ile çelişkili ve işin mahiyetiyle örtüşmemektedir. Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde, işletmelerde yapılacak bu staj ve eğitimlerin mahiyeti itibarı ile okullardaki derslerden farklı olduğunu, burada öğretmenin pozisyonunun, okul derslerindeki öğretmenlik sıfatından farklı olduğunu, işletmelerde ayrı bir mahiyette çalışma yapıldığını tanımlamak üzere koordinatör öğretmenlik tanımlaması yapılmış ve yüz yüze eğitim tanımlamasında da, işletmelerde yapılacak bu staj ve eğitimler kapsam dışında yer almaktadır. Bu yönüyle yapılan değişikliğin mevzuat ile çelişkili ve amacı yerine getirmekten uzak olduğu görülmektedir.

     

    Bununla birlikte öğretmenlerin koordinatör öğretmen olarak işletmelerde meslek eğitimi ve staj kapsamında yaptıkları çalışmalar ek ders görevinden çıkarılarak ders görevi kapsamına alınmıştır. Bu durumda da işletmelerde yapılacak bu görevler öğretmenlerin aylık karşılığı aldığı ders görevi kapsamında değerlendirilecektir. Burada da öğretmenlerin ücretleri bakımından son derece hakkaniyete aykırı, çalışma huzurunu bozacak ve eşitsizlik yaratacak sonuçlar ortaya çıkacaktır.

     

    Bu sebeplerle söz konusu düzenlemeye karşı Danıştay nezdinde sendikamızca dava açılmıştır.

  • 06. Ortaöğretim Kurumları Haftalık Ders Çizelgelerinin İptali İçin Dava Açtık

    Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 30.05.2017 tarih ve 53 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Haftalık Ders Çizelgeleri Konulu kararı ve bu karara bağlı olarak düzenlenen eki Haftalık Ders Çizelgesi Tabloları yayımlanmıştır.

     

    Konuya ilişkin olarak daha önceki açıklamalarımızda çizelgelerin çok yönüyle sakat ve yeni müfredatla birlikte değerlendirildiğinde iktidarın siyasi amaçlarını yerine getirmeye yönelik olduğunu ortaya koymuştuk.

     

    Haftalık çizelgelerde ortaya çıkan en göze çarpan en çarpıcı mesele, iktidarın tüm okulları imam-hatipleştirme arzu doğrultusundaki  “süper imam-hatiplerin” geliyor oluşudur.

     

    Anadolu İmam Hatip Lisesi Haftalık Ders Çizelgesinin Uygulanması İle İlgili Açıklamalar Bölümünde, Fen ve sosyal bilimler programı uygulayan Anadolu İmam Hatip Lisesi, Yabancı Dil Programı Uygulayan Anadolu İmam Hatip Lisesi, Spor Programı Uygulayan Anadolu İmam Hatip Lisesi, Sanat Programı Uygulayan Anadolu İmam Hatip Lisesi gibi yeni kavramlar türetilmiştir.

     

    Mevzuatta tanımlandığı üzere İmam-hatip okulları dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere” programlar uygulayan okullar olarak tarif edilirken, Fen liseleri, fen ve matematik alanlarında; sosyal bilimler liseleri, edebiyat ve sosyal bilimler alanlarında öğrencilerin bilim insanı olarak yetiştirilmelerine kaynaklık etmeyi amaçlayan programlar uygulayan okullar olarak tanımlanmasına rağmen, imam-hatiplerin aynı zamanda bu diğer okul türlerine ilişkin programları da uygulayabilmesinin önü açılmıştır. Yani okul aslında imam-hatip olmasına rağmen aynı zamanda diğer okul türlerine ilişkin öğretim programlarını da uygulayabilecektir. İmam-hatiplerin cazibesinin arttırılması amacıyla ortaya konan bu uygulama ile imam-hatiplerin diğer okul türleri karşısında apayrı ayrıcalıklı bir konuma gelmesi hedeflenmektedir. Milli Eğitim Temel Kanununda, Milli Eğitim Sisteminin temel ilkelerinden olan öğrencilerin istekleri ve toplumsal ihtiyaç gözetilerek okul türlerinin planlanması ve öğrencilerin ilgi istek ve becerileri doğrultusunda yöneltilmesi ilkeleriyle eşitlik ilkesinin ihlali niteliğindeki bu uygulama açıkça mevzuata aykırıdır.

     

    Diğer yandan T.C.İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi tüm okul türleri bakımından 11.sınıftan 12. sınıfa alınmıştır. Söze konu değişiklik Milli Eğitim Sisteminin temel ilkelerinden olan öğrencilerin Atatürk İlke ve Inkılapları etrafında yetiştirilmesi ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Öğrencilere bu dersin son sınıfta verilecek olması, son sınıftaki öğrencilerin sınavlar nedeniyle okula devamsızlıklarının yoğun yaşanacağı, bununla birlikte artık sınav konsantrasyonunda olacakları gerçeği göz önüne getirildiğinde, amacı yerine getirmekten uzak olacağı açıktır. Bu tercihin de Bakanlık tarafından bilinçli şekilde gözetildiğinden kuşku yoktur.

     

    Ayrıca tüm okul türlerinde(fen liseleri hariç) biyoloji dersi saati 3 saatten 2 saate indirilirken, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi tüm okul türlerinde(imam hatip liseleri hariç) 1 saatten 2 saate çıkarılmıştır. Burada zorunlu din dersi konusunun toplumumuzda tartışmalı konumu değerlendirildiğinde ve bu konudaki AİHM ve yerel mahkeme kararları dikkate alındığında, Bakanlığın bu meseleye çözüm üretmek yerine ders saati sayısını arttırıyor olmasının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

     

    Pek çok yönden sakıncalı olan bu haftalık ders çizelgelerinin iptali için Danıştay nezdinde sendikamızca dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 07. Cumhuriyet Bayramlarını Hedef Alan Yönetmeliğe Dava Açtık

    AKP’nin Cumhuriyet değerlerine saldırısının son örneklerinden biri olan milli bayramların okullarda kutlanmasını engelleyen yönetmeliği yargıya taşıdık.

     

    Hatırlanacağı üzere; 8 Haziran 2017 tarih ve 30090 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği ile Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Ve Orta Öğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği ve Milli Eğitim Bakanlığı Sosyal ve Kültürel Yarışmalar Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştı.

     

    Yönetmelik ile okullarda Milli Bayramlarımız ve Yerel Kurtuluş günlerinin kutlanması kaldırılmış, Atatürk Milliyetçiliği ile Atatürk İlke ve İnkılapları vurguları yönetmelikten çıkarılmıştı.

     

    CUMHURİYET BAYRAMLARI YOK, KUTLU DOĞUM VAR!

     

    Türkiye’nin ulusal ve milli değerleri açısından hayati öneme sahip bayramlarımızın kutlanmasına yer verilmemesine rağmen, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü, Kut’ül Amare Zaferi, Kutlu Doğum Haftası adında yeni etkinlik günleri belirli gün ve haftalar çizelgesine eklenmişti.

     

    Söz konusu gericileştirme operasyonu bununla da kalmamış; yönetmeliğe yeni bir kavram olarak eklenen “gönüllüler” ifadesi ile okullarda dini faaliyetler yürütmesi amaçlanan dernek, vakıf, tarikat, cemaatlerin etkinliklerine ve bu etkinlikleri finanse edebilmelerine yasal dayanak yaratma amacı ortaya konulmuştu.

     

    ATATÜRK’ÜN İSMİNİ SİLEMEYECEKLER!

     

    Sistematik olarak mevzuattan ve okullardan Ulu Önder Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine dair her türlü izin silinmesi gayretine sessiz kalmayacağımızı, Milli Bayramlarımıza sahip çıkacağımızı, okullarımızda laik eğitimin geriletilmesine izin vermeyeceğimizi ifade ederek, Yönetmeliğe dava açacağımızı duyurmuştuk.

     

    Bu doğrultuda da Sendikamızca Danıştay nezdinde Yönetmeliğin ilgili düzenlemelerinin iptali talebi ile dava açılmıştır.

     

    Eğitim İş olarak bu davanın takipçisi ve her baskıya rağmen laik, çağdaş eğitimin savunucusu  olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Dava Dilekçesi İçin Tıklayınız

  • 08. Devlet Taşınmazlarını Kur’an Kurslarına Ve Vakıflara Tahsis Eden Yönetmeliğe Dava Açtık

    21/07/2017 Tarih Ve 30130 Sayılı Resmi Gazete’de Kamu Taşınmazları Üzerinde Eğitim Ve Yurt Faaliyetleri İçin Üst Hakkı Tesis Edilmesine İlişkin Yönetmelik Yayımlanmıştır.

     

    Yönetmeliğe göre, eğitim ve yurt temini faaliyetinde bulunan vakıflara, mülkiyeti Hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde kırk dokuz yıl süre ile bedelsiz irtifak hakkı tesis edilmesi, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde ise bunlar adına bedelsiz kullanma izni verilmesi öngörülmektedir.

     

    Kamuoyunda anılan yönetmeliğe ilişkin yapılan değerlendirmelerde gözden kaçan bir husus olarak belirtmek gerekir ki, devlet taşınmazlarının tahsisi sadece özel okul ve yurt açacak vakıflar için olmayacak, Kur’an Kursları ve bu kapsamda faaliyet gösterecek yurtlara da aynı şekilde devlet taşınmazlarının tahsisi mümkün hale gelecektir.

     

    Söz konusu Yönetmelik bütünüyle ele alındığında amacın özetle, Milli Eğitim Bakanlığına ortak olacak, devasa, tekel konumda yandaş vakıflar yaratmak olduğu anlaşılmaktadır. Taşınmaz için başvuracak vakıflara ilişkin getirilen koşullar arasında en az 5 ilde faaliyet gösterme şartı, ülke genelindeki yurtlarında en az 1000 kurum kontenjanının aranacak olması gibi şartlar belirli vakıfların yerine getirebileceği koşullardır. Bu şartları sağlayabilecek vakıf sayısının ülke genelinde kaç tane olabileceği kamuoyunca da gayet iyi bilinmektedir.

     

    Ayrıca bu taşınmazlar üzerinde ticari faaliyette de bulunabilecek olan vakıflar bu kapsamda devlete herhangi bir hasılat payı da ödemeyecektir. Hem öğrencilerden alacağı ücretler hem kar getirebilecek ticari faaliyette bulunabilecek bu vakıflarla diğer özel okul ve yurtların kısa bir süre sonra rekabet edemeyeceği bir ortamın oluşacağı kaçınılmazdır.

     

    Dahası anılan yönetmelik, dayanak olarak gösterilen 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun’a da aykırıdır. Yönetmelikte taşınmazların tahsisi için yapılan başvurularda Diyanet İşleri Başkanlığının da uygun görüşünün bulunması koşulu getirilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Diyanet İşleri Başkanlığının Milli Eğitim Sistemine dahil edilmesinin laik devlet ilkesine aykırılığı üzerinde fazlaca değerlendirme yapmaksızın ortada olması bir yana dayanak Kanuna göre de bu sisteme dahil edilerek görüşünün aranmasına olanak yoktur. Aynı şekilde Kur’an Kursları ve bu kapsamda faaliyet gösterecek yurtlara taşınmaz tahsisi de bu kanuna aykırıdır.

     

    Devletin asli sorumluluğu olan eğitim ve barınma hizmetlerinin yalnızca devlet eliyle yürütülmesi konusundaki görüşümüzü her fırsatta dile getiriyoruz. Devlet, bu doğrultuda kendi uhdesine alması gereken bu yükümlülüğünü cemaat ve tarikat ilişkisi içinde yürüyen vakıf ve derneklere devretme kararlılığını sürdürmektedir. Bunun ne denli tehlikeli olduğu 15 Temmuz hain darbe girişimine kalkışan FETÖ yapılanması göstermiştir. Mesele bu yönüyle değerlendirildiğinde ortada aynı zamanda Milli Güvenliği ilgilendiren bir konunun olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.

     

    Bu sebeplerle Sendikamızca anılan yönetmeliğin ilgili hükümlerinin iptali ile birlikte dayanak kanunun da somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınması talebiyle Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 09. Çelişkili MEB Düzenlemesi Yargıya Taşındı

    Meslek ve teknik liselerindeki öğretmenlere, öğrencileri işletmelerde staj yaparken yüz yüze eğitim dayatması yapan ve öğretmenlerin ek ders ücreti hakkını hiçe sayan MEB düzenlemesi, Eğitim İş tarafından yargıya taşındı

     

    ‘Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar’da yapılan değişiklik, mesleki ve teknik lise öğretmenlerinin ek ders ücretleri ve çalışma saatlerine ilişkin memuriyet güvencesini hiçe sayması ve eğitimcilere yeni angaryalar getirmesiyle tartışma yaratmıştı.

     

    Değişiklikle birlikte, öğrencilerin işletmelerde meslek eğitimi ve staj sürecindeki ders görevlerinin yüz yüze yapılması dayatılmıştı.

     

    Bu değişikliğe, ortaöğretime ilişkin temel düzenleme olan Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ile çelişkili ve işin mahiyetine aykırı olduğu gerekçesiyle karşı çıkan Eğitim İş- Merkez Yürütme Kurulu, konuyu Danıştay’a taşıdı.

     

    EK DERS ÜCRETLERİNİ YUTAN DEĞİŞİKLİK

     

    Sendikanın yaptığı hukuki itirazda, bu çelişkiye dikkat çekildi. Yapılan değişikliğin aksine; Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde, işletmelerde yapılan staj ve mesleki eğitimlerin okuldaki eğitim sürecinden farklı olduğunun belirtildiği ve buradaki öğretmenlere tam da bu nedenle koordinatör öğretmenlik sıfatı verilerek, yüz yüze eğitimin dışında tutulduğu vurgulandı.

     

    MEB’in son değişikliğiyle, öğretmenlerin öğrencileri staj dönemindeyken verdiği emeğin ek ders olmaktan çıkartıldığına işaret eden sendika, öğretmenlerin ek ders ücreti hakkının da kırpılması anlamına geldiğinin altını çizdi.

     

    Değişikliğin iptalini talep eden Eğitim İş, başvurusunda “Söz konusu değişiklik; öğretmenlerin ücretleri bakımından son derece hakkaniyete aykırıdır. Çalışma huzurunu bozacak ve eşitsizlik yaratacak sonuçlar ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

  • 10. Okullarda Mescit Zorunluluğunu Getiren Yönetmeliğe Dava Açtık

    24.06.2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazetede Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
    Yönetmelikte, okullarda mescit ve abdesthane olması zorunluluğu öngörülmüş, bununla birlikte İmam Hatipleştirme damgasını vurmuştur.

     

    Vatandaşların din ve vicdan özgürlüğü değerleri kapsamında ibadet etme veya ibadet etmeme olgusunda devletin tarafsız kalması laik devlet ilkesinin temeli olarak kabul edilmektedir. Devlet, nasıl ki inanç ve ibadetlerini yerine getirmek isteyen vatandaşların bu özgürlüğünü güvenceye almak, bu özgürlüğün gereği gibi yapılabilmesi konusunda gerekli tedbileri almakla yükümlüyse, aynı şekilde devletin hiç kimseyi belirli bir inanç ya da ibadete zorlamaması ya da zorlanmasına neden olunabilecek ortamın yaratılmaması konusunda gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacağı açıktır.

     

    Bir mevzuat hükmü olarak zorunlu mescit uygulamasına yer verilmesinin gerek öğretmenler gerekse de öğrenciler üzerinde baskı yaratacağı kuşkusuzdur. Bu anlamda öğrencinin gerek okul idaresi gerekse de katılacak diğer öğrenciler nezdinde yaşayacağı “mahalle baskısı” olgusu düşünüldüğünde bu sonuca varmanın çok uzak olmayacağı görülmelidir. Pek tabi ki her vatandaşın din ve vicdan hürriyeti temelinde istediği ibadeti istediği şekilde yapabilmesi mümkündür ve bu husus da laik devlet ilkesinin temel güvencesidir. Ancak devletin okullarında öğrenciler ve öğretmenler arasında bu yönde yaşanacak ayrışmanın da eğitim öğretim hayatında olumsuz etkilere neden olabileceği göz ardı edilmemelidir.

     

    Diğer yandan yönetmelik asıl olarak iktidarın tüm okulları İmam Hatip Liselerine dönüştürme politikasını gerçekleştirme isteğini yerine getirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle nüfusun az olduğu şehirlerde okulların neredeyse tümüyle İmam Hatip Liselerine dönüştürülmesi gayreti açıkça görülmektedir. Yönetmelikte idareye, “verimlilik düşüklüğü” gibi soyut ve belirsiz kavramlar gerekçe göstererek istediği okulu kapatma yetkisinin verilmesini de yine aynı hedefi sağlamaya yönelik çaba olarak yorumlamak gerekir.

     

    Aynı kapsamda mevcut okulların örneğin imam hatiplere dönüştürülmesi halinde de okul isimlerinin değiştirilebilmesinin önü açılmıştır. Hatırlanacağı üzere Sendikamızca açılan davada Danıştay, keyfi olarak okul isimlerinin değiştirilemeyeceğine hükmetmiş, İsmail Hakkı TONGUÇ ve Mustafa Necati gibi Cumhuriyet kahramanlarının isimlerinin okullardan silinmesine izin vermemişti. Yeni düzenleme ile bu yargı kararlarının aşılmaya çalışıldığı açıkça görülmektedir.

     

    Söze konu yönleriyle hukuka aykırı düzenlemeler öngören yönetmeliğe sendikamızca dava açılmıştır.

     

    Okulların tektipleştirilmesine, laik devlet ilkesinin geriletilmesine izin vermeyecek hukuk mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 11. Tüm Özel Yurtların Kapatılması Gerektiği Görüşüyle Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliğinin İptali İçin Dava Açtık

    Siyasi iktidarı bağlayan Anayasal hüküm ile Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayan uluslararası sözleşmenin alıntı hükümleri ve kanunlar, davalı idarenin, çocuğun eğitimini tam fırsat eşitliği temelinde elde edebilmesi için üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmek zorunda olduğu gerçeğini net biçimde ortaya koymaktadır. Çocuğun istediği gibi eğitim almasının önündeki tüm engelleri kaldırmak devletin temel görevidir. Bu kapsamada eğitimin gereği gibi yerine getirilmesi konusunda her türlü okul, bina, yurt, pansiyon gibi barınma hizmetlerinin sağlanması konusunda da devletin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmek zorunda olduğu açıktır.

     

    Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluk alanında olan anılan asli hizmetlerin özel teşebbüsler eliyle tamamlanmaya çalışılması kabul edilemez bir durum olup bununla birlikte bugüne kadar yaşanan elim olaylarda bunun aslında ne denli sakıncalı bir mesele olduğu da gün yüzüne çıkmıştır.

     

    Her şeyden önce hatırlanmalıdır ki eğitim sistemi içerisinde devletin bizzat kurup, bizzat yönetmediği bir yapılanma, 15 Temmuz hain darbe girişimiyle sonuçlanmış bir olguya dönüşmüştür. Aynı şekilde öğrencilik çağındaki çocuklarımızın eğitimlerinin herhangi bir kısmında özel teşebbüs, vakıf, dernek gibi yapılanmaların dahil edilmesi benzer sonuçların yaşanmasını da kaçınılmaz kılacaktır.

     

    Daha ilköğretim yaşındaki çocukların bu türlü yapılanmaların eline teslim edilmeleri onları her türlü istismara, yönlendirmeye ve tehlikelere açık hale getirecektir.

     

    Birkaç ay öncesinde Adana Aladağ’da gerçekleşen vahim yurt yangınında yitirdiğimiz çocuklarımızın acısı tazeliğini korurken ve bu özel yurtların oluşturduğu tehlike bu denli gözlerimizin önünde yaşanmışken, benzer olaylara sebebiyet verecek şekilde düzenlenen dava konusu yönetmeliğin sakıncaları ortadadır.

     

    Bununla birlikte özellikle son dönemde bu özel yurtlarda çocuklara istismar olaylarının esasında ne oranda yaygınlaştığı da gün yüzüne çıkmış, sadece son birkaç yılda onlarca özel yurtlarda çocuklarımızın istismara maruz kaldığı hafızalarımızda yerini almıştır. Acıdır ki bunların da yalnızca buzdağının görünen kısmı olduğu ifade edilmektedir.

     

    Bu halde devletin asli görevi olan eğitim alanından çekilerek bu alanın ihtiyaç gerekçesi gösterilip özel teşebbüslere devredilmesi sorunun temel kaynağı olarak anlaşılmalıdır. Özellikle İlköğretim ve lise çağındaki çocuklarımız devletin bizzat hizmet verdiği yurtlarda barınma ihtiyacını karşılamalı, hiçbir suretle özel teşebbüs, dernek, vakfın faaliyetine izin verilmemelidir.

     

    Burada mali imkanların bir gerekçe ve bahane olarak ortaya konulması da hiç de gerçekçi olmayacak, çocuklarımızın, geleceğimizin söz konusu olduğu bu alana yönelik olarak mali kaynağın bulunmadığına yönelik getirilecek izahlar da ciddiye alınamayacaktır. Her fırsatta iktidar yetkililerinin Güçlü Ekonomi! Güçlü Türkiye! Bölgesel Lider Ülke! En büyük 15. Ekonomiye sahip ülke! argümanlarını sere serpe sıralarken, mesele eğitim harcamalarına geldiğinde mali kaynağın bulunmadığı iddiası her şeyden önce devlet ciddiyetine yakışmayacaktır. Devletin bu alanda kaynağı mevcuttur. TOKİ eliyle ya da kamulaştırmalarla yapılması pek tabi mümkündür.

     

    Ülke gerçekliği dikkate alındığında özel yurt meselesinin aslında özel teşebbüs girişim özgürlüğü ekonomik faaliyet kapsamında değerlendirilmesine de olanak bulunmamaktadır. Bilindiği üzere öğrencilerin barınması kisvesi altında açılan bu yurtların çük büyük bölümü tarikat ve cemaatlere ait yurtlardır. Her ne kadar bunlar vakıf, dernek bünyesi adı altında görünüyor olsa da bunların çeşitli cemaat ve tarikatlara ait oldukları herkesin malumudur.

     

    Zira özellikle maddi durumu iyi olmayan küçük çocukların bu yurtlar aracılığı ile tarikat ve derneklere devşirilmesi bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Anadolu’nun küçük bir şehrini göz önüne getirdiğinizde orada devletin yurdunun bulunmaması nedeniyle yoksul ailelere çocuklarının okuması için tek olanak olarak bu tarikat ve cemaat yurtları sunulmaktadır. İnsanlar mecburen bu yurtlara muhtaç bırakılmaktadır.

     

    Hatırlanmalıdır ki devlete karşı darbe girişiminde bulunmaya cüret eden hain FETÖ yapılanması, bütünüyle bu yöntemi esas almış ve hem insan kaynağı bakımından hem ekonomik olarak devleti tehdit edebilecek güce de bu sayede ulaşabilmiştir. Mesele diğer yönüyle de bu denli milli güvenliği tehdit edecek düzeyde olmasına karşın bu sistemin korunmaya çalışılması akıl alır değildir.

     

    Bu bakımdan yükseköğretim de dahil olmak üzere özel teşebbüs, dernek, vakıf eliyle özel yurtların, pansiyonların, öğrenci apartlarının, stüdyo evlerin faaliyet göstermesine imkan sağlanmamalı, eğitim hizmetinin bir parçası olan barınma imkanları da bizzat sadece devlet eliyle sağlanmalıdır.

     

    Bu yönüyle de devletin temel fonksiyonuna aykırı yönetmeliğin iptali için Danıştay nezdinde sendikamızca dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 12. MEB Yönetici Görevlendirme Yönetmeliğine Dava Açtık

    22.04.2017 tarih ve 30046 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumlarına Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği ile Bakanlık, müdür yardımcılığı yazılı sınavı kaldırılmış ve mülakatla görevlendirmeyi yani torpili yeniden hakim kılmıştır. Buna ilişkin açıklama yapmış ve dava açacağımızı duyurmuştuk.
    Dava konusu düzenlemede objektif bir yarışma ve değerlendirme imkanı tanınmaksızın ve sübjektif nitelendirmelere açık ve olası kayırmacı anlayışa imkan sağlayan sözlü sınav, temel unsur olarak yer almıştır. Bu hususta yazılı sınav gerekliliğini işaret eden onlarca mahkeme kararı görmezden gelinerek kamu yönetiminde temel prensip olan kariyer ve liyakat ilkelerinin bütünüyle ortadan kaldırılması söz konusudur. Müdür yardımcılığı yazılı sınavının kaldırılmış olmasının idari işlemlerin “gereklilik” unsuru bakımından değerlendirildiğinde Bakanlıkça izahı zorunludur. Yani Bakanlık yazılı sınavı neden kaldırdığını izah açıklamak durumundadır.

     

    Yönetmeliğin önceki düzenlemesinde mevcut okul müdürlerine 4 yıllık sürelerini tamamlamasından sonra aynı okulu tercih etmeleri halinde ilave puan uygulaması öngörülmesine ilişkin hüküm Sendikamızca dava konusu edilmiş ve Danıştayca bu ilave puan uygulamasının “fırsat eşitliğini” ihlal ettiği gerekçesiyle hükmün yürütmesi durdurulmuştu. Şimdi ise Bakanlık bu mahkeme kararını görmezden gelerek bu defa okul müdür yardımcılığında da söz konusu olmak üzere mevcut yöneticilerin aynı okulu tercih etmesi halinde ilave 4 puan verilmesi düzenlemesini de hukuka aykırı olarak yönetmeliğe eklemiştir.

     

    Sözlü sınavın yayında görevlendirmeye esas olacak EK-1 değerlendirme formunda öngörülen değerlendirme kriterleri de son derece sorunlu ve tamamıyla keyfi değerlemeye açık düzenlenmiştir. Somut başarı kriteri olan yüksek lisans, doktora gibi eğitimlerin puanlamaya katkısı son derece düşü tutulmuş, idarenin elinde silah olarak kullandığı disiplin cezaları da değerlendirme kriterleri arasında ağırlıklı puanlarıyla yerini almıştır. Bu durumda idarece keyfi olarak verilecek disiplin cezaları yöneticiliğin engellenmesine de aracılık edecek ve disiplin cezaları adeta daha da güçlendirilmiş silahlar olarak kullanılabilecektir.

     

    Bununla birlikte yönetmelikte yer alan idari ve adli soruşturma neticesinde görevden alınanların da 4 yıl boyunca yöneticilik başvurusu yapamayacak olması da sudan sebeplerle söz konusu olan açığa almaları arttıracak ve istemediği kimseleri yöneticilikten uzak tutabilmek amacına hizmet edecektir.

     

    Bütünüyle değerlendirildiği sadece yandaş ve kurşun asker yönetici beklentisi Yönetmeliğin ruhuna işlemiş durumdadır.

     

    Yönetmeliğin işaret ettiğimiz hukuka aykırı düzenlemelerinin iptali konusunda Sendikamızca Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 13. Bakanlık Maarif Müfettişliği Mülakatlarının İptali İçin Dava Açtık

    03.01.2017 ile 17.02.2017 tarihleri arasında Millî Eğitim Bakanlığı Bakanlık Maarif Müfettişi Mülakatları yapılmış ve 24.02.2017 tarihinde de mülakat sonuçları açıklanmıştır.

     

    Bakanlık Maarif Müfettişliği olarak getirilen sistemin yanlışlığına ilişkin değerlendirmelerimiz ve itirazlarımızı Bakanlık nezdinde ifade etmiş ve kamuoyuna da açıklamıştık. Dahası 652 sayılı KHK hükmünde getirilen sisteme ilişkin esasların yönetmelikle düzenleneceği amir hükmü olmasına rağmen ortada henüz yönetmelik olmaksızın kılavuz yayınlanarak alelacele mesleğe alım yapılmasına ilişkin de dava açtığımızı duyurmuştuk.

     

    Tüm bunlara rağmen Bakanlık bu uygulamada ısrar etmiş ve mülakatları gerçekleştirerek sonuçlandırmıştır. Kariyer mesleği olan müfettişliğin seçiminde yalnızca mülakat sınavının olması yanlıştır ve hukuka aykırıdır. Nitekim açıklanan bu mülakat sonuçlarında da görüldüğü üzere tamamıyla komisyonca soyut değerlendirmeler yapılmış, kariyer ve liyakat kriterleri seçilmede belirleyici olmamıştır.

     

    Bu nedenlerle Millî Eğitim Bakanlığı Bakanlık Maarif Müfettişi Mülakatlarının ve buna bağlı yapılacak atamaların tümüyle iptal edilmesi için Sendikamızca dava açılmıştır.

     

    Dava Dilekçesi

  • 14. İHH Vakfı’nın Okullardan Para Toplamasına Dava Açtık

    İHH İnsani Yardım Vakfı, İyilikte yarışan sınıflar ”Her sınıfın bir yetim kardeşi var” projesi adı altında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda sınıflara kumbara koyulması usulüyle, her sınıftan her ay 100TL para toplamaktadır.

     

    Görünüşte son derece iyi niyetli görünen kampanyanın geldiği nokta itibarı ile gerek öğrenciler gerek öğrenci ile ailesi gerek öğrenci velileri ve hatta okuldaki öğretmenler arasında kaygı verici sorunlara neden olduğu gözlenmektedir. Her ay devam edecek şekilde süreklilik arz eden bu kampanyada asgari olarak 100TL toplanması öngörüldüğünden bu kampanya öğrenciler ve velileri üzerinde sürekli şekilde baskıya dönüşmüş durumdadır. Ekonomik durumu itibarı ile bağış yapacak gücü bulunmayan ailelerin çocuklarının yaşadığı mahcubiyet dikkate alınmamakta, pedagojik açıdan değerlendirildiğinde yaşanan sorunlar gün geçtikçe travmaya dönüşmektedir.

     

    Kaldı ki süreklilik arz edecek şekilde devletin okullarında öğrencilerden para toplanması da yasadışıdır.

     

    Daha reşit olmayan çocukların cep harçlıklarının bağış adı altında toplanması gerek etik gerekse hukuki açıdan kabul edilemez bir uygulamadır. Devletin güven ve ciddiyetini de sarsacak niteliktedir. Dahası bu para toplama işlerinde öğretmenlere de baskı uygulanmakta öğretmenlerden taahhütler istenmektedir.

     

    Gönüllülük esasını aşan bu uygulamanın iptal edilmesi için Bakanlığa yaptığımız başvuruya Bakanlığın kulak tıkaması nedeniyle uygulamanın iptali için sendikamızca dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Dava dilekçesi için tıklayınız

  • 15. Okul Pansiyonları Yönetmeliğine Dava Açtık

    Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliği 25.11.2016 tarih ve 29899 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

     

    Yönetmelikte, parasız yatılılık ve bursluluk kontenjanlarında öğretmen çocuklarına ayrılan kontenjan yüzde 15’den yüzde 5’e düşürülmüştür. Kurumsal anlamda Bakanlığın kendi personeli ve ailesine tanıdığı bu imkanın törpülenmesi yanlıştır. Bununla birlikte bu kontenjanın yalnızca Bakanlığa bağlı “ilköğretim ve ortaöğretim” kurumlarında görev yapan öğretmenlerin çocuklarına tanınması da doğru değildir. Yani Bakanlığa bağlı mesleki eğitim merkezleri, halk eğitim merkezi, anaokulu, öğretmenevi … gibi ilköğretim ve ortaöğretim kurumları dışındaki kurumlarda görevli olan öğretmenlerin çocukları bu imkandan faydalanamayacaktır. Öğretmenin görev yaptığı kuruma bakılmaksızın tüm öğretmen çocuklarına bu imkan sağlanmalıdır.

     

    Bir başka mağduriyete neden olacak husus da okul pansiyonlarında belletici ve nöbetçi belletici öğretmenlik görevi, pansiyonun bağlı olduğu okul öğretmenlerine resen verilmektedir. Söze konu bu resen görevlendirmeye ilişkin hüküm bu görevi yürütecek öğretmenler için oldukça külfetli ve mağdur edici bir görevlendirmedir. Bazı durumlarda okulun öğretmen sayısına göre haftanın 3 günü belki 4 günü akşamları okuldan sonra bu öğretmenlere resen bu görevler verilecektir. Burada olması gereken öncelikle istekliler arasından bu görevlendirmelerin yapılmasıdır.

     

    Öğretmenlerin mağduriyetine neden olan anılan yönetmelik hükümlerinin iptali amacıyla Sendikamızca Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU