2016 Yılında Açılan Davalar

  • 01. Bakanlık Maarif Müfettişliği Kılavuzuna Dava Açtık

    652 sayılı KHK’da yapılan değişiklikle getirilen Bakanlık Maarif Müfettişliğine ilişkin olarak, Milli Eğitim Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı Bakanlık Maarif Müfettişi Mülakat ve Atama Kılavuzunu yayınlamıştır.

     

    Yasada açıkça, Bakanlık Maarif müfettişlerinin yetki ve sorumlulukları, mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yeterlikleri, yükselmeleri, görevlendirilmeleri, çalışma merkezlerine dağılımları, merkezler arasında yer değiştirmelerinin yönetmelikle düzenleneceği ifade edilmiş olmasına rağmen henüz bu kapsamda bir yönetmelik yayımlanmamıştır. Henüz daha mesleğin tanımı, görev ve yetkilileri dahi belirsizken mülakat kılavuzu yayınlanarak mesleğe alım yapılmak istenmektedir.

     

    Bakanlığın işaret edilen yasaya ilişkin olarak olası bir Anayasa Mahkemesi iptal kararının sonuçlarından kaçmak amacıyla müfettiş alımını “oldubittiye” getirmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

     

    Bu sebeplerle, Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı Bakanlık Maarif Müfettişi Mülakat ve Atama Kılavuzunun iptali amacıyla Danıştay nezdinde dava açılmıştır. Bununla birlikte 652 sayılı KHK’ya ilişkin yapılan değişikliklerin iptali için de gerekli girişimler Sendikamızca yürütülmektedir.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Dava Dilekçesini indirmek için tıklayınız

  • 02. Görevde Yükselme Ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğine Dava Açtık

    22.10.2016 tarih ve 29865 sayılı Resmi Gazete’de, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

     

    Yönetmeliğin değişiklikten önceki halinde, şube müdürü ve müdür düzeyindeki kadrolar için yazılı sınav sonrası sözlü sınav(mülakat) uygulaması yapılmakta ancak bu düzeydeki kadroların altındaki kadrolarda yalnızca yazılı sınavla atama söz konusu olmakta, bunlar için mülakat öngörülmemekteydi.  Ancak değişiklikle birlikte tüm görev ve kadrolar için artık yazılı sınavla birlikte mülakat sınavı uygulaması getirilmiştir.

     

    Diğer yandan yine bu yönetmelikte, şube müdürü ve müdürlük düzeyindeki kadroların altındaki kadrolar için yazılı sınavla birlikte mülakat uygulaması getirilmesinin yanında bu yazılı sınavda başarılı sayılma puanı da yetmiş(70) puandan atmış(60) puana indirilmiştir.

     

    Değişikliğin amacı açıktır. İktidarın, memuriyet güvencesini hiçe saydığı, liyakat esası yerine sadakat esasını koyduğu sistemde, kendisinden olmayan hiçbir kademede yönetici bırakmamaya kararlı olduğu anlaşılmaktadır.

     

    Tüm kamu kurum ve kuruluşlarını doğrudan ilgilendiren bu hükümlerin iptali amacıyla Sendikamızca Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

     

    Dava Dilekçesi

  • 03. Sözleşmeli Öğretmen İstihdamı Yönetmeliği’ne Dava Açtık

    03/08/2016 tarih ve 29790 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sözleşmeli Öğretmen İstihdamına İlişkin Yönetmeliğin; KPSS’yi bertaraf eder nitelikteki kariyer ve liyakat ilkelerini hiçe sayan sözlü sınav uygulaması ve bu sınava ilişkin bağlı hükümlerin, Anayasal eşitlik ilkesine aykırı olarak düzenlenen ve çalışma barışını bozacak nitelikteki özlük haklarını ihlal eden 15,18,19,22,23 ve 25. maddelerinin iptali istemiyle Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

  • 04. Birden Fazla Verilecek Nöbet Görevine Karşı Dava Açtık

    16.06.2016 tarih ve 29744 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim Ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 6. Maddesi ile değiştirilen Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim Ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 44. Maddesinin 3. Fıkrasında yer alan “Müdür yardımcısı ve öğretmen sayısı yeterli olmayan okullarda müdür yardımcısı ve öğretmenlere haftada birden fazla nöbet görevi verilir.“ ibaresinin öncelikle yürütmesinin durdurulması sonrasında iptali talebi ile Danıştay’da dava açtık.

  • 05. “Namaz Kılmayan Hayvandır” Diyen Şahıs Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi olan Mustafa Aşkar isimli zatın TRT’de katıldığı “Ramazan Sevinci” adlı programda “Namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır” şeklinde yaptığı açıklama kamuoyunda büyük tepkiyle karşılanmıştır.

     

    Bu zat, ülkede namaz kılmayan vatandaşların tamamını alenen aşağılama kastıyla tahkir etmiş, nefret ve ayrımcılık suçu ile birlikte halkın dini değerlerini aşağılamıştır.

     

    Halktan toplanan vergilerle yayın yapan TRT’de halkın bu şekilde aşağılanmasına imkan tanınması da gelinen noktanın bir başka vahim boyutudur.

     

    Bu nedenlerle adı geçen şahıs ile birlikte devlet televizyonunda bu suçların işlenmesine neden olan anılan program sunucusu, yapımcısı ve diğer TRT yetkilileri hakkında sendikamızca suç duyurusunda bulunulmuştur.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 06. Anayasaya Aykırı Faaliyet Gösteren “Sıbyan Mektepleri”ne İlişkin Suç Duyurusunda Bulunduk

    Merkezi Ankara’nın Sincan İlçesinde olan ve bir süredir faaliyet gösterdiği anlaşılan “www.sibyanmektebi.org” adlı internet sitesinde propagandası yapılan, kurucu ve sorumluları belirtilmeyen; ancak bazı telefon numaraları verilen Sıbyan Mekteplerine, yaz okulu, çocuk kulübü, Kuran kursu kreşi ve anaokulu olarak faaliyet göstermek üzere Etimesgut, Mamak ilçelerinde de öğrenci kaydı yapıldığı açıklanmakta; adı geçen bu kurumların kim ya da kimler tarafından organize edildikleri belirlenemezken; bir cemaatle bağlantılı oldukları tahmin edilmektedir.

     

    Uygulamanın yalnız Ankara ile sınırlı olmadığı; Türkiye’nin birçok yerinde “sıbyan mektebi” adı altında dini eğitim veren Kuran kursu kreşi, anaokulu bulunduğu bilgileri internet sitelerinde yer almaktadır.

     

    İnternet sitesinde yapılan açıklamalarda; “Kız kuran kursu ve erkek kuran kursu olmak üzere 3-6 yaş arası çocuklara kız erkek ayrı sınıflarda sıbyan eğitimleri verildiği söylenen açıklamada; sıbyan eğitimlerinin başında Elif ba, Tecvid, Adab, Hadis dersleri ile Siyer, Kuran-ı Kerim hatim programları hafızlık gibi dersler verildiği” belirtilmektedir.

     

    “Sıbyan mektebi” olarak adlandırılan bu okul ya da kurslar, gerek kuruluşları gerekse faaliyetleri yönünden aşağıda alıntıladığımız başta Anayasa olmak üzere Milli Eğitim Temel Kanunu, Devrim Kanunları hükümlerine aykırıdır:

     

    Anayasa’nın Başlangıç hükümlerinde ifade edilen “…laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”,

     

    Anayasanın 14. maddesi, “Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, …din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamayacağı”,

     

    Yine Anayasa’nın 24. maddesinde yer alan:”Kimse, Devletin sosyal ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma ve siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun din veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” hükümleriyle,

     

    Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları” ile ilgili 41.maddesinde; “(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/4 md.) Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” hükmü ile,

     

    Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ni düzenleyen 42. maddesindeEğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.”

     

    hükümlerinin açıkça ihlal edildiği görülmektedir.

     

    Böyle kuruluşların kurulmasına ve faaliyet göstermesine izin veren kamu görevlilerinin de; Anayasa’nın 129. maddesinde ifade edilen: “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.” hükmüne uymadıkları,

     

    Okul faaliyetlerinden çok Kuran kursu olarak faaliyet gösterdiği de anlaşılan söz konusu kurumların Diyanet İşleri Başkanlığı ile irtibatlı olması ve bu kuruma bağlı ve yine bu kurumun izniyle faaliyette bulunması hallerinde de Anayasa’nın 136 maddesinde ifadesini bulan; “ Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” hükümleri gereği bu kurumların laiklik ilkesine aykırı faaliyette bulunmalarına izin verilemeyeceği,

     

    Ayrıca, bu faaliyetleri yürüten hem “sıbyan mektebi” kurucu ve yöneticileri, hem de buna izin veren kamu görevlilerinin Anayasa’nın 174. maddesiyle koruma altına alınan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Bazı Kisvelerin Giyilmeyeceğine Dair Kanun ve Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun hükümlerine aykırılıktan hukuki ve cezai sorumluluklarının doğacağı açıktır.

     

    Anayasal düzene aykırı, Milli Eğitimin temel ilkeleriyle genel ve özel amaçlarına ve ayrıca Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı faaliyette bulunmak üzere açılan bu “mekteplerin”  1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda ifadesini bulan “laik, demokratik, bilimsel, eşitlikçi ve karma eğitim” anlayışına tamamen aykırı faaliyetlerde bulunmaktan, yalnız bu okulu açanlar değil; kuruluşuna ve faaliyetine izin verenler de sorumlu olacaktır.

     

    Tanzimat Fermanı ile artık yararı olmadığı için yerini iptidai (İlk) mekteplere bırakmaya başlayan Sıbyan Mekteplerini, Osmanlı Devleti bile zamanla terk etmişken; Cumhuriyet değerleriyle sorunları olan ve toplumu dini kurallara göre şekillendirmeye çalışan bazı çevreler, Cumhuriyetle, Devrim kanunlarıyla ortadan kaldırılan ne kadar eskiye ait kurum varsa; bunları yeniden diriltme; hatta topluma dayatma çabası içerisine girmişlerdir.

     

    3-6 yaş grubu için dini eğitim verildiği, bu yaş grubu çocuklara tesettüre uygun kıyafetler giydirildiği, ilgili Web sitesindeki görüntü ve açıklamalardan anlaşılan bu kurumlar, açıkça okul öncesi çocuklarımızın ve ailelerinin dini yönden istismar edilmesine, Cumhuriyet değerlerine aykırı nesiller yetiştirilmesine aracılık etmektedirler.

     

    Tarikatların, vakıfların cemaatlerin insafına bırakılan eğitim sistemimizin içine düştüğü durum, gelecek açısından kaygı verici boyutlardadır. Çocuklarımızın din istismarına göz yuman kamu yöneticileri, aynı zamanda 3-6 yaş grubu çocukların bile cinsel farkındalıkla yetiştirildiği bu kurumlarda; zaman zaman cinsel istismar konularının ortaya çıkmasına şaşırmış gibi yapmaları inandırıcı olmaktan uzaktır. Eğitimin başına musallat edilen; dinselliği ve cinselliği ön planda tutan Cumhuriyet karşıtı bu kurumlar, eğitim sisteminin içini bir kurt gibi kemirmeye devam etmektedirler. Ülkenin göz göre göre Cumhuriyet değerlerinden uzaklaşarak, bilinmeyen mecralara sürüklenmesine göz yuman, sessiz kalan,  Cumhuriyete vefa borcu olan başta aydınlar olmak üzere herkesin, bizzat devlete ve Anayasa’ya sadakatle bağlı olması gereken kamu görevlilerinin, hukuk dışı, yasal olmayan siyasi emir ve talimatlara boyun eğmeleri affedilemez. Hem siyasi sorumlular hem de devletin işleyişinde görev ve sorumluluğu olan kamu görevlileri, bütün bu yasadışı uygulamaların bir gün hukuk karşısında hesabını vermek zorunda kalacaklarını da unutmamalıdırlar.

     

    Eğitim-İş olarak söz konusu Anayasa’ya, Türk Milli Eğitim Temel Kanunu’na, Tevhid-i Tedrisat Kanunu hükümlerine açıkça aykırı faaliyette bulunan “Sıbyan Mektebi” adlı kuruluşları kuran, yönetenler hakkında yasalara aykırı hareket ettikleri, kamu barışını bozacak şekilde faaliyette bulundukları; ayrıca bu faaliyetlere izin veren kamu görevlilerinin de görevi kötüye kullandıkları gerekçeleriyle haklarında suç duyurusunda bulunduk.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Suç duyurusu dilekçesi için tıklayınız

  • 07. Skandal “Torpil Listesi” Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Muğla Seydikemer İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görev yapan zat, müdürlük mülakatları henüz yapılmadan önce sınava girecek müdür adaylarına verilecek sınav puanlarını, gereğini yapacak kişi yerine, WhatsApp isimli haberleşme ağından okul müdürlerine göndermesiyle skandal ortaya çıkmıştır.

     

    Mevcut iktidar anlayışının kadrolaşma ve kayırmacı idare yönteminin bariz bir örneği gün yüzüne çıkmış ve kamuoyuna yansımıştır. Kimlerin ne şekilde yöneticiliğe getirildiği ve hak eden liyakat sahibi kimselerin de nasıl idarecilikten uzaklaştırıldığı gözler önüne serilmiştir.

     

    Skandalda adı geçen ve soruşturma neticesinde ilgileri ortaya çıkacak tüm kamu görevlileri hakkında sendikamızca suç duyurusunda bulunulmuştur ve sürecin de sonuna kadar takipçisi olunacaktır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 08. Burdur’da Çocukların Dinsel İstismar Konusu Yapılmasına İlişkin Suç Duyurusunda Bulunduk

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın, “Dindar ve Kindar Nesil Yetiştirme” olarak açıklanan iktidarın siyasi görüş ve anlayışına yakın ENSAR, TÜRGEV, İHH, İlim Yayma Cemiyeti, gibi birtakım vakıf ve derneklerle hem merkezi hem de yerel düzeyde işbirliği anlaşmaları imzalaması; bu kuruluşlarla “Değerler Eğitimi” adı altında projeler ve protokoller yapması; bununla da yetinmeyerek çocuklarımızın eğitiminde bu kuruluşlarla Diyanet İşleri Başkanlığı’nı söz sahibi haline getirilmesinin bir başka yansıması da Burdur’da ortaya çıktı.

     

    Mayder adı verilen bir dernekten geldiğini söyleyen (Merkezi Adıyaman’da olan İHH’ye yakınlığı ile bilinen Molla Ahmet Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) bir grup çarşaflı bayanın Burdur Göller Yöresi Anadolu Lisesi kız öğrencilerinin kaldığı pansiyona her hafta genellikle çarşamba günleri gelerek akşam saatlerinde öğrencilere dini vaazler veren, halifeliği ve hilafeti öven, belirli bir dini inanış ve mezhep anlayışını empoze etmeye çalışan, diğer inanış ve mezhepleri aşağılayan toplantılar yaptıkları gerek yerel gerekse ulusal basın ve yayın kuruluşlarında haber konusu olmuştur.

     

    Olayda ihmali görülen başta Vali olmak üzere İl Milli Eğitim Müdürü’nün yanı sıra ; Okul Müdürü ve Müdür Başyardımcısının olaydan haberdar oldukları, bu faaliyetin 2015-2016 Öğretim Yılının başından beri sürdürülegeldiği sendikamıza ulaşan bilgiler arasındadır.

     

    Öğrenci velilerinden habersiz yapılan bu uygulama bölge halkı içinde infiale yol açmış; tıpkı Karaman’da yaşanan cinsel istismar suçunda olduğu gibi bu okulda da dinsel yönden çocuklarımızın istismar edilmesi eğitim çevrelerinde ve halk içerisinde tepkilere neden olmuştur.

     

    Çocuklarımızı Cumhuriyetin okullarında Cumhuriyet değerlerine bağlı, Anayasa ve yasalarda belirlenen ilke ve kurallara göre yetiştirmekle görevli ve yükümlü olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın gerek merkez gerekse taşra teşkilatı mensupları, bu ilke ve kuralları hiçe sayarak; Anayasa ve yasalarda ifadesini bulan Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı çağdaş demokratik, laik, bilimsel eğitim anlayışını ortadan kaldıracak şekilde uygulamalar içinde olmaları suç olup; buna imkan veren, iştirak eden, göz yuman, olaylarda ihmali görülen tüm kamu yöneticileri, olayların hukuki ve cezai sonuçlarından sorumludurlar.

     

    Eğitim-İş, gerek tüzüğü gerekse eğitim anlayışı ve ilkeleri ile Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, Cumhuriyetin değerlerini benimseyen insan haklarına ve hukuka saygılı laik,demokratik ve çağdaş eğitimden yana bir anlayışta olan ve kuruluşundan beri bu anlayış doğrultusunda mücadele eden eğitim ve bilim işgörenlerinin sendikal örgütüdür.

     

    Özellikle sendikamız, Tevhidi Tedrisat Kanunu’na (Eğitim ve Öğretimin Birliği) muhalif siyasi iktidarlara, Milli Eğitime müdahale edip yön vermeye çalışan başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere bir takım vakıf, dernek ve cemiyetlerle işbirliği halinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yöndeki karar ve uygulamalarına karşı laik, demokratik, bilimsel ve çağdaş eğitimi savunmaktadır.

     

    Eğitim-İş, Anayasa’nın 174. maddesiyle koruma altına alınan ve son dönemlerde siyasi iktidarlar tarafından yok sayılan, her geçen gün daha da işlevsizleştirilmeye çalışılan eğitimle ilgili devrim kanunlarını savunmak, Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve devrimlerine karşı yapılan saldırıları göğüslemek, sendikal mücadelenin yalnız eğitim emekçilerinin sendikal talepleriyle sınırlandırılamayacağı görüşünden hareketle laik eğitime ve cumhuriyetin niteliklerine ve Atatürk devrimlerine yönelik her türlü saldırıya karşı mücadele etmeyi toplumsal bir görev kabul etmektedir. Geleceğimizi temsil edecek öğrencilerimizin eğitilip yetiştirilmesinden de kendini sorumlu saymaktadır. Dolayısıyla Eğitim-İş, sadece mesleki çıkarları savunan sıradan sendikal bir örgüt değildir.

     

    Burdur’da yaşananlar, bu iktidar döneminde toplumun geniş kesimlerine yayılmaya çalışılan ve başta 18 milyon çocuğumuzun geleceğini karartacak şekilde tüm toplumu dönüştürmeye, yurttaşlık bilincini yok etmeye, Cumhuriyetin niteliklerini ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerin yer yer ortaya çıkan yansımalarıdır.

     

    Burdur’daki olayda ilgisi görülen kamu görevlileri ile ilgili “Görevi Kötüye Kullanma”, olayın failleri ile ilgili dini duygu ve inanışları alet ederek toplumun bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve garezle hareket edecek şekilde kışkırtıcı söz ve beyanlarda bulunarak “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Edici ve Aşağılama” suçunu işledikleri gerekçesiyle haklarında suç duyurusunda bulunduk.

     

    Buradan başta velilerimiz olmak üzere toplumun tüm duyarlı Cumhuriyetten yana olan kesimlerini bir kez daha uyarıyoruz: Çocuklarımızın geleceği ve Cumhuriyet tehlikededir. (09.05.2016)

  • 09. Meclis Başkanı Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Meclis Başkanı hakkında laikliğin kaldırılmasına yönelik açıklaması nedeniyle Genel Merkezimiz tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur. Ayrıca tüm şube ve temsilciliklerimiz aracılığı ile de suç duyuruları devam etti.

     

    Ayrıca Anayasayı ihlal eden, yeminine aykırı davranan Meclis Başkanı’na tüm şube ve temsilciliklerimizin katılımıyla istifaya davet mektupları gönderildi.

     

    Üyemiz olsun olmasın tüm yurttaşlarımız ile tüm kurum ve kuruluşları da Meclis Başkanı’nı istifaya çağırmaya davet ettik. (27.04.2016)

  • 10. 20 Aralık Eylemimizde Yaşanan Hukuksuzluğa Yargıdan İlk Tokata Karşı Danıştay Nezdinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Dava Açıldı

    İtiraza konu kararda: “Sendikal faaliyet kapsamırda organize edilen etkinliğin hukuka aykırı olarak engellenmesi ve etkinliğe katılan sendika üyelerine orantısız güç kullanılması yolunda emniyet görevlilerine emir ve talimat verdiği şeklindeki şikayetçi iddiasının ciddid bulgu ve belgeye dayanmayıp soyut ve genel nitelikte bulunduğu anlaşılmakla” denilerek 4483 sayılı yasanın 4. maddesine atıfta bulunularak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca şikayetimiz ile ilgili “işleme konulmama kararı” verilmiştir.

     

    5442 sayılı İl İdari Kanunu’na göre suç işlenmesinin önlenmesi, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması ile toplum huzurunun temini konusunda önleyici kolluk hizmetlerinin gereğince ifası için bütün tedbirlerin alınmasına karar verme ve alınan tedbirleri denetleme görevlerinin Valiye ait olduğu tartışmasızdır.

     

    Somut olayda halen Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/908 esas sayılı dosyasıyla görülen “2911 sayılı kanuna muhalefet” suçu nedeniyle 90 sanıklı davada bizzat Ankara Cumhuriyet Başsavcılğı’nca hazırlanan iddianamede: “Güvenlik kuvvetlerince uygulanan şiddet nedeniyle 23 sanığın yaralandığı kabul edilmektedir”

     

    Hal böyleyken “iddiaların soyut ve genel nitelikte olduğu, ciddi bulgu ve belgeye dayanmadığı gerekçesiyle şikayetin işleme konulmamasında hukuka uyrlık bulunmadığı gerekçesiyle karara süresi içinde itiraz ettik.  (18.04.2016)

  • 11. Halk Oyununa “Zina” Diyen Okul Yöneticisi Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Malatya Gazi Lisesi Müdür Yardımcısı olan zatın, sosyal paylaşım sitesinde halay çeken öğrencilere zina imasında bulunması kamuoyunda infiale neden olmuş ve de her birimizi artık “yeter” deme noktasına getirmiştir.

     

    Bu zat; “Allah aşkına şu güzelim memleketimizin hangi yöresinde böyle kızlı erkekli bir halk oyunu, maalesef gençlerimize çocuklarımıza halk oyunları adı altında halt oyunları oynatılıyor. Hangi baba 16 – 17 yaşındaki kızının elini bir erkeğin tutmasını, diz dize, göz göze, kol kola sarmaş dolaş halt oyunu oynamasını ister. Namusu için cinayet işleyen adam buna izin verir mi? Bence de vermez. Bu şekilde bir halk oyununun neresi İslam’a uygun. Geleneksel kıyafetler giyince bu durum helal mi oluyor. İslam’daki zina mevzusunu okumalı ey analar, babalar” şeklinde akıl almaz bir yazıyı sosyal paylaşım sitesinde paylaşabilmiştir.

     

    Eğitimin geldiği noktada her gün yeni benzer bir örneğini gördüğümüz çağ dışı düşünce ve uygulamalar tesadüf değildir. Liyakatın esas alınmadığı tek kriterin yandaş olmak olduğu mevcut iktidar düzeninde, binlerce yıllık ülke kültüründen bu denli bihaber, halkın manevi değerlerinden uzak yöneticilerin varlığına da şaşırmamak gerekir.

     

    Laik, bilimsel ve çağdaş eğitimden uzaklaşılan her yeni gün, çağdışı zihniyetin başka yeni bir mahsulünü görmeye devam edeceğimiz de aşikardır. Gerek milli eğitim alanındaki gerici uygulamalarıyla gerekse toplumsal hayata yönelik müdahaleleriyle laik cumhuriyet kazanımlarının yok etmeye çabalayan siyasi iktidarın ulaşmayı planladığı ikinci aşama karma eğitimi ortadan kaldırmaktır.

     

    Sorunun kaynağı bellidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın liyakat sistemini ortadan kaldırdığı, binlerce okul yöneticisinin bir günde görevden alındığı eğitim sistemi artık çökmüştür.

     

    Bu zatın, bir gün dahi daha yöneticilik yapması sakıncalıdır ve derhal milli eğitimden tamamen uzaklaştırılmalıdır.

     

    Halkın kültürel değerlerini aşağılayan ve hakaret eden bu şahıs hakkında Sendikamızca suç duyurusunda da bulunulmuştur.

     

    Eğitim-İş olarak dün olduğu gibi bugün de Atatürk devrim ve ilkelerini savunmaktan, bilimsel, laik, demokratik ve kamusal eğitim mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Ülkemizin geleceğini oluşturacak yeni kuşakların, akıl, bilim ve sanat ortamında barış ve huzur içinde verilen bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesi için her türlü dayatmanın karşısında olacağız.

  • 12. “Minik Yürekler Kardeşlik Bilincinin Farkında” Projesinin İptali İçin Dava Açtık

    Mersin Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Mersin İl Müftülüğü arasında yapılan “Minik Yürekler Kardeşlik Bilincinin Farkında” projesi işbirliği protokolünün iptali, öncelikle yürütmesinin durdurulması istemiyle Mersin İdare Mahkemesi’nde dava açtık. (08.04.2016)

  • 13. Eğitim-iş’e “Yobaz” Ve “Pkk İş” Diyen Diyanetin Haber Merkezi Olduğunu Belirten İnternet Sitesi Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Öteden beri eğitime müdahaleleriyle sürekli gündemde olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başka bir talebi de Cumhuriyetle birlikte ortadan kaldırılan medreselere yasal statü kazandırmak için bu kurumları, devrim kanunlarından Tevhid-i Tedrisat Kanuna (Öğretimin Birliği Yasası) rağmen yeniden Türkiye’nin gündemine taşıyarak meşrulaştırmaya çalışmak olmuştur. Ayrıca bu zihniyettekiler, medreselerin üniversitelere denkliklerini de sağlayarak eğitim ve öğretimde birliği yok edecek şekilde laik eğitimi ortadan kaldırma çabası içerisindedirler.

     

    Bu uygulamaya karşı, Laikliğe Çağrı Birlikteliği’nin 02.04.2016 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önünde gayet barışçıl, demokratik bir kitlesel basın açıklaması yapması üzerine kendisini “Diyanet Teşkilatının Haber Merkezi “olarak adlandıran “dinihaberler.com” sitesi tarafından başta Eğitim-İş olmak üzere protestoya katılanlara hakaret ve küfür içeren ifadelerle haksız ve dayanaksız saldırılarda bulunulmuştur.

     

    Eğitim-İş, gerek tüzüğü gerekse eğitim anlayışı ve ilkeleri ile Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, ulusal bütünlüğü savunan, Cumhuriyetin değerlerini benimseyen, insan haklarına ve hukuka saygılı, laik, demokratik ve çağdaş eğitimden yana bir anlayışta olan ve kuruluşundan bu yana 10 yıldır bu anlayış doğrultusunda mücadele eden eğitim ve bilim işgörenlerinin sendikal örgütüdür.

     

    Özellikle sendikamız, Tevhidi Tedrisat Kanunu’na muhalif siyasi iktidarlara, Talim Terbiye Kurulu’nun laik eğitim aleyhine sonuçlar doğuracak tavsiye kararlarına, eğitimde dini esasları kendine referans kabul etmiş başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere bir takım vakıf, dernek ve cemaatlerle işbirliği halindeki Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yöndeki karar ve uygulamalarına karşı laik, demokratik bilimsel ve çağdaş eğitimi savunmaktadır. Bu nedenle Cumhuriyetin değerlerine karşı olan kesimlerin de doğrudan hedefi olması gayet doğaldır, bundan da asla yüksünmemektedir.

     

    Eğitim-İş, Anayasa’nın 174. maddesiyle koruma altına alınan ve son dönemlerde siyasi iktidarlar tarafından yok sayılan, her geçen gün daha da işlevsizleştirilmeye çalışılan eğitimle ilgili devrim kanunlarını savunmak, Cumhuriyet ve Atatürk ilke ve devrimlerine karşı yapılan saldırıları göğüslemek, sendikal mücadelenin yalnız eğitim emekçilerinin sendikal talepleriyle sınırlandırılamayacağı görüşünden hareketle, laik eğitime, cumhuriyetin niteliklerine ve Atatürk devrimlerine yönelik her türlü saldırıya karşı mücadele etmeyi toplumsal bir görev kabul etmektedir. Geleceğimizi temsil edecek öğrencilerimizin eğitilip yetiştirilmesinden de kendini sorumlu saymaktadır. Dolayısıyla Eğitim-İş sadece mesleki çıkarları savunan sıradan sendikal bir örgüt değildir.

     

    Sendikayı doğrudan suçlayacak olay ve olgular bulunmamasına rağmen söz konusu sitede yayınlanan, Eğitim-İş’i “Yobaz”lıkla ve PKK’lı olmakla suçlayan haber sitesi, tam da“Kıptinin merdi şecaat arz ederken kendi sirkatin söyler” misali ırkçılığa, bölücülüğe ve gericiliğe karşı olduğunu her fırsatta dile getiren sendikamızın yurtsever, Atatürkçü, çağdaş ve laik duruşunu ancak böyle bir ifadeye başvurarak kendisini traji-komik duruma düşürebilirdi. Unutmamak gerekir ki bu tür yayınlarla kafa bulandırmaya çalışarak kendilerini farklı; hatta “ileri demokrasi” yanlısı göstermeye kalkışanların maskelerini de indirmek boynumuzun borcudur.

     

    Şüpheliler, bu yayınlarıyla toplumun bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve garezle hareket edecek şekilde kışkırtıcı söz ve beyanlarla TCK 216. maddesinde ifade edilen “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Edici ve Aşağılama” suçunu da işlemişlerdir.

     

    Eğitim-İş olarak, açıklamalarımız doğrultusunda şüpheli veya şüpheliler hakkında fiillerine uyan “yayın yoluyla alenen hakaret” ile ayrıca dini duyguları alet ederek kamu barışını bozacak şekilde “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” ve “Cumhuriyetin kurumlarını alenen aşağılama” suçlarından haklarında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak şüpheliler hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak haklarında kamu davası açılmasını talep ettik. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 14. Danışman Öğretmenlik Uygulamasına Dava Açtık

    2016 yılı Ocak Ayı itibarı ile hayata geçirilen danışman öğretmenlik uygulamasında yaşanan usulsüzlükleri daha önce Sendika olarak duyurmuş ve sürecin Bakanlıkça yeniden değerlendirilmesi konusunda başvuru yaptığımızı açıklamıştık. Ancak Bakanlık, yaptığımız başvuruya kulak tıkamış ve açıkça hukuksuzluğu görmezden gelmiştir. Belirli bir sendika üyelerinin açıkça kayırıldığı, hiçbir somut kritere dayanmaksızın gerçekleştirilen ülke genelindeki danışman öğretmen belirleme işlemlerinin iptal edilmesi ile birlikte “danışman öğretmenlik” uygulamasının, yeniden tüm yönleriyle esaslı olarak düzenleninceye kadar tamamıyla ortadan kaldırılması talebiyle Danıştay nezdinde dava açtık.

     

    Başvuru yapmasına karşın talebi reddedilen ve bireysel olarak ayrıca dava açmak isteyen öğretmenlerimize üyemiz olsun olmasın Sendikamız şubeleriyle irtibata geçmesi halinde de dava için dilekçe desteği sunulacaktır. (05.04.2016)

  • 15. İstanbul Genelindeki Tüm Müdür Yardımcısı ve Müdür Başyardımcısı Görevlendirmelerinin İptali İçin Dava Açtık

    Bilindiği üzere Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 18.02.2015 tarih ve 2014/1151Yd İtiraz nolu kararı ile; 10.06.2014 gün ve 29026 sayılı Resmi Gazete`de yayınlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmeliğin 23/1 hükmünün, hiçbir objektif kıstas öngörmemesi, mutlak bir takdir hakkı sağladığı, hukuka uygunluk denetimini engellediği, kariyer ve liyakat ilkelerini gözetmediği, ayrıca duyuru öngörmemesi nedeniyle fırsat eşitliğine yer vermediği gerekçeleriyle hukuka aykırı olduğunu ifade etmiş ve hükmün yürütmesini durdurmuştu.

     

    Anılan mahkeme kararı ile birlikte söze konu yönetmelik hükmüne dayalı olarak gerçekleştirilen müdür yardımcısı ve müdür başyardımcısı görevlendirmelerinin tamamı hukuki dayanaktan yoksun hale gelmiştir.

     

    Bu doğrultuda Sendikamızca, İstanbul’da mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmesi ve yapılan görevlendirmelerin iptal edilmesi talep edilmiştir.

     

    Mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmesi konusunda yaptığımız bu başvurunun reddi sonrasında yürütmesi durdurulan hükme dayalı olarak gerçekleştirilen İstanbul İli Genelindeki tüm müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığı görevlendirmelerinin iptali konusunda dava açtık. (01.04.2016)

  • 16. Yönetici Görevlendirme Kılavuzuna Dava Açtık

    Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü, 2016 Yılına İlişkin Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumlarına Yönetici Görevlendirme Kılavuzu’nu yayınlamıştır.

     

    Anılan kılavuzun dayanağı olan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmeliğin hukuka aykırı olan pek çok hükmünün iptali için de dava açtığımızı duyurmuştuk. Bu kılavuzda ayrıca göze çarpan husus ise kılavuzun 2.12 maddesinde yer alan; “Görev süresini dolduran müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının görev süreleri, Yönetmelikteki şartları taşımaları kaydıyla eğitim kurumu müdürünün inhası, il millî eğitim müdürünün teklifi ve valinin onayı ile aynı veya farklı eğitim kurumlarına dört yıl süreyle uzatılabilecektir.” hükmüdür.

     

    Kılavuzda öngörülen bu uygulama ile müdür yardımcısı ve müdür başyardımcısı görevlendirmelerinde, yöneticilerin farklı okullarda da görevlendirilebilmesi sağlanarak mevcut yöneticilerin süresiz olarak ve yazılı sınavdan kaçırılarak görev sürelerinin uzatılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.

     

    Müdür yardımcısı ve müdür başyardımcısı olmak için başvuran ve sınava giren yönetici adaylarının ise bu suretle ortaya koydukları çaba ve emek boşuna olacaktır. Mevcut yöneticilerin görev sürelerinin bu şekilde uzatılması ile yeni yönetici kadroları açılması mümkün olmayacak ve yönetici olmak mevcut yöneticilerin tekeline bırakılacaktır.

     

    Ayrıca bu düzenleme, kılavuzun dayanağı olan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmeliğe de aykırıdır. Dayanak yönetmelik farklı eğitim kurumlarında görev süresinin uzatılmasına olanak tanımamaktadır.

     

    Kariyer ve liyakat ilkelerini hiçe sayan imkan ve fırsat eşitliği sağlamaktan uzak olan kılavuz hükmünün iptali için sendikamızca Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 17. Aile Bakanı İle Karaman Ensar Vakfı Ve Kaimder Yöneticileri Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Karaman’da yaşanan taciz olayının Ensar Vakfı ve KAİMDER tarafından işletilen yurt, pansiyon ve evlerde gerçekleştiği iddiasına yönelik olarak ismi geçen kurumların yönetici e ilgililerinin gözetim ve denetim yükümlülüğü bulunduğunun açık olduğu, bu yükümlülüğün ise ihmal edildiği ortadadır. Karaman Savcılığı’nın basın bildirisinde olayın 2014 yılından itibaren cereyan ettiği ifadesi de değerlendirildiğinde ortadan ne denli vahim bir kusurun bulunduğu açıktır.

     

    Bu haliyle değerlendirildiğinde bu kadar uzunca bir süre içerisinde olayın vakıf yöneticilerince tespit edilip faile karşı önlem alınmamış olması buralarda hiçbir denetim ve gözetimin bulunmadığını gözler önüne sermektedir.

     

    Ensar Vakfı’nın, süreçle ilgili devam eden davaya da zarar gördüğü gerekçesiyle katılan sıfatıyla müdahil olması kendi sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Aile Bakanı ve diğer iktidar mensuplarının desteği de Ensar Vakfı’nı bu sorumluluktan kurtarmaya yetmeyecektir.

     

    Nitekim Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da kendi teşkilat mevzuatına göre, “Çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunarak sağlıklı gelişimini temin etmek” sorumluluğu altındadır. Ancak bu yükümlülüğün yerine getirilmesi bakımından ihmali bulunan Bakanlığın başında bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının, sorumlu vakıf ve dernekler hakkında kamuoyunda infiale neden olan açıklaması herkesin malumudur. Bu halde sorumlular hakkında destek açıklaması yapması da başında olduğu kurumun denetim noktasında ne denli hassasiyetle olaya yaklaştığını ortaya koymaktadır.

     

    Gelinen süreçte denetim yükümlülüğü bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve diğer sorumlu kamu görevlileri ile Ensar Vakfı Karaman Şubesi yöneticileri ve KAİMDER yöneticileri hakkında sendikamızca suç duyurusunda bulunulmuştur.

     

    Diğer yandan halihazırda asıl failin yargılandığı asıl davaya da Eğitim-İş olarak katılan sıfatıyla müdahil olma talebinde bulunduk. (25.04.2016)

  • 18. Atatürk’e Hakaret Eden Bursa Şehir Gazetesi İmtiyaz Sahibi Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Hürriyet Gazetesi logosuna benzer şekilde Türk Bayrağı altında Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan fotoğrafını kullanmasıyla gündeme gelen Bursa merkezli Bursa Şehir Gazetesi isimli gazetenin imtiyaz sahibi olan şahıs, konuyla ilgili açıklama yapmak amacıyla KRT Televizyonundaki canlı yayına bağlanarak ;“Hürriyet’in logosu Türkiye’de üçüncü dünya ülkesi görüntüsü çiziyor. 50 küsur yıldır olan o logo ve sloganla Türkiye bir üçüncü dünya görüntüsü veriyor. Bizim artık kurtarıcılardan, ulu önderlerden, tek adam görüntülerinden ülkemizi kurtarmamız gerekiyor. Tek adamlık, ulu önderlik, kurtarıcılık bize 21. yüzyılda yakışmıyor, bu ancak Kuzey Kore ve diğer ülkelerde gördüğümüz örneklere yakışıyor. ” şeklindeki ifadeleriyle açıkça Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef almış ve hakaret dolu beyanlarını sıralamıştır.

     

    Belirtmek gerekir ki bu hususta konu edinmesi gereken bu şahıs değil bir “zihniyettir”.

     

    Atatürk ile bu ülkenin bağını koparma hayali gören bu zihniyet de yeni değildir. Kurtuluş günlerimizden itibaren kendine uygun dönemlerde kendini göstererek varolmaya çalışan bu anlayış, dün olduğu gibi bugün de “Atatürk ile Türk Ulusu” arasındaki yürekten kopmaz bağları anlayabilmiş değildir.

     

    Bu ülkeden kurtarılması gereken Atatürk değil, bu zihniyetin kıpırdanmaya zemin bulunduğu ortamları yaratmaya çalışan yapılardır.

     

    Emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesi vermiş, Güney Amerika’dan Hindistan’a kadar diğer uluslara da bağımsızlık ateşi yakmış, Ulusumuzun “kurtarıcısı” da “Ulu Önderi” de Türk Ulusu var olduğu sürece Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu gerçeği kabullenemeyip kendilerine yeni önderler arayan bu zihniyetin kat edebileceği yol ise ulusun benliğinde değil olsa olsa kötü anılarında kalmaya mahkumdur.

     

    Cumhuriyeti ve devrimlerini, laikliği ve Atatürk’ü son kişi kalana kadar savunacak olanlar da yine bu ulusun çocukları olacağının bilinmesi gerekir.

     

    Atatürk’ün milletiyle bütünleşmiş manevi hatırasına hakaret eden bu şahıs hakkında Sendikamızca suç duyurusunda bulunulmuştur.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 19. Başbakanlık’ın Kamu Çalışanlarına Yönelik “Terör” Genelgesini Yargıya Taşıdık

    Eğitim-İş olarak, 17 Şubat 2016 tarihli Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, “Milli Güvenliği Tehdit Eden Örgüt ve Yapılarla İrtibatlı Kamu Çalışanları” hakkında işlem yapılacağı belirtilen Başbakanlık genelgesinin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açtık.

     

    17.02.2015 tarih 29627 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2016 /4 sayılı “Milli Güvenliği Tehdit Eden Örgüt ve Yapılarla İrtibatlı Kamu Çalışanları Hakkında” Konulu Başbakanlık Genelgesi’nde :

     

    “Kamu çalışanları, kanunun suç saydığı eylemleri işlemek amacıyla kurulan örgüt ve yapılarla hiçbir şekilde ilişki içine giremez; bu yönde faaliyet gösteren herhangi bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamaz ya da bunlara yardım ve yataklık edemezler.” denildikten sonra bir alt paragrafta da: “Kamu çalışanları, ilgili mevzuatında belirtilen esaslar çerçevesinde yalnız hiyerarşik amirleri tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü olup bu görevlerin ilgili mevzuata göre yürütülmesinden yalnız amirlerine karşı sorumludurlar. Amirler ise maiyetlerinde çalışanların görevlerine Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilip getirilmediğini takip ve kontrol etmekle yükümlüdürler.” açıklamalarına yer verilmiştir.

     

    Ülkemizin belirli bölgesinde yoğunlaşan terör faaliyetleri nedeniyle hassas bir dönemden geçtiğimiz doğrudur. Bugünlerde bazı kamu görevlilerinin terör örgütü ile ilişki içerisinde bulunduğu bahanesi ile yukarıda alıntıladığımız ifadelerden de anlaşılacağı üzere bu genelge nedeniyle durumdan vazife çıkaracak amir konumundaki kamu görevlilerinin, maiyetindeki diğer personel üzerinde baskı oluşturması, yerli yersiz suçlamalarda bulunması; hatta onları suçlu ilan etmesi bile mümkün gözükmektedir.

     

    Meşru ve haklı zeminde yapılan sendikal bir eylem; bir toplantı, bir dernek faaliyeti kolaylıkla bu amirler tarafından suç sayılabilecek; amiyane tabirle kamusal alanda bu bir “cadı avı”na dönüştürülebilecektir.

     

    “Hiyerarşik amirlerin” verdikleri görevlerin mevzuata uygun olup olmadığı kim tarafından nasıl denetlenecektir? Bu görevin Anayasa’ya ve kanunlara uygunluğu emri alan memur tarafından nasıl anlaşılacaktır? Zaten ceza hukukunda, suç sayılan emri yerine getiren memurun sorumluluktan kurtulamayacağı dikkate alınırsa; bu durumda konusu suç olan bir emri alan memur, bunu yerine getirmezse, amiri tarafından rahatlıkla terörle ilişkilendirilip konjonktüre göre bu genelge kapsamında sorumlu sayılabilecektir.

     

    Kanunun suç saydığı bir faaliyette bulunan memurun adli ve idari yönden soruşturulup kovuşturulacağı açıktır. Buna ilişkin herhangi bir onay veya izine gerek yoktur. Amirin tespit ettiği suçu, bu suçu işleyen memuru, gerekli yerlere bildirme yükümlülüğü olduğu; bunu gizlemesi ya da örtbas etmesinin ayrı bir suçu oluşturduğu ceza hükümleriyle zaten yaptırım altına alınmıştır.

     

    “Kanunun suç saydığı bir derneğe katılamaz” ifadesi de anlamsızdır. Eğer dernek gayri yasal olarak kurulmuş ve yine yasadışı faaliyetlerde bulunuyorsa mevcut mevzuat hükümlerinde bunun karşılığı yaptırımlar vardır.

     

    Diğer taraftan genelgede yer alan “legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten yapılarla ilişki kuran” ifadesi de her türlü yoruma açık muğlak ifadelerdir.

     

    Bu ifadelerle bir amir maiyetinde çalışan kamu personelinin “makul şüpheli” olduğuna karar verecek, haksız ve mesnetsiz suçlamalarda bulunabilecektir.

     

    Söz gelimi Türkiye’nin herhangi bir yerinde yapılmakta olan HES ile ilgili gayet haklı, hukuka uygun faaliyette bulunan çevreci bir derneğin protesto eylemine destek veren bir kamu çalışanının faaliyeti,  bu durumda terör faaliyeti kapsamında mütalaa edilip bu memur amiri tarafından suçlanarak yasal işlemlere muhatap tutulabilecektir.

     

    Bu genelge, ucu açık muğlak ifadeleri ve tartışılır hükümleriyle; özellikle yasalarca zaten suç niteliğindeki faaliyetleri sanki yeni bir suç oluşumu gibi göstererek iktidara yakın yöneticiler nezdinde yeni suçların oluşmasına zemin hazırlayacak mahiyettedir.

     

    AKP iktidarı terörle mücadelede başarısızlığını, özellikle teröre örgütüyle “çözüm süreci” adı altında girdiği çıkmazdaki hatalarını yok sayarak bugünkü ağır yapının sorumluluğunu kamu çalışanlarına yükleyemez, genelgelerle üzerini örtemez.

     

    Suç işleyen, teröre destek veren bu faaliyetlerde bulunan kamu görevlileri varsa bunları bulup çıkarmak ve gerekli yaptırımları uygulamak başta yargı olmak üzere devletin zaten görevidir. Ancak bu türden genelgelerle kamu çalışanları üzerinde baskı oluşturmaya çalışmak kamu görevlilerinin demokratik hak ve özgürlüklerini yok etmeye kalkışmak, haklı ve meşru zemindeki hak arama yollarını engellemeye kalkışmak haklı görülemez.

     

    Eğitim-İş, bölücü terör başta olmak üzere, nereden gelirse gelsin her türlü teröre karşıdır.  Ancak ülkemizde terörün bir an önce bitirilmesini desteklemekle birlikte, terörle mücadelenin temel hak ve özgürlükleri yok ederek yürütülemeyeceğini düşünmekteyiz. Aksine demokratik hak ve özgürlükler daha da genişletilerek toplumda birlik ve dayanışma duygusu güçlendirilerek ve hukuka bağlı kalınarak terörün toplumdaki etkisi yok edilebilir.

     

    Mustafa Kemal’in “Kurtuluş Savaşını” ve bu savaşta düşmanla işbirliği yapan içerideki gerici ve bölücü unsurlara karşı mücadeleyi, yeni açılan ve her konunun serbestçe tartışılarak karara bağlandığı bir Meclis ile yürüttüğünü hatırlatarak; Anayasa’mızda ifadesini bulan laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasal temel hak ve özgürlüklerin faşist baskıcı uygulamalarla engellenmesine karşı olduğumuzu bir kez daha vurgulamakta yarar görüyoruz. Başbakanlık genelgesinin bu yönleriyle hukuka aykırı uygulamalara zemin hazırlayabileceği, yeni suç ve suçlular yaratılarak toplumda ayrı bir kaosa yol açabileceği düşüncesiyle konunun hassasiyetle takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.

  • 20. Yönetici Görevlendirme Yönetmeliğinde Yapılan Değişikliğe Dava Açtık

    27.01.2016 tarih ve 29606 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile dört yıllık görev süresini tamamlayan okul müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının görev sürelerinin uzatılmasında sınava girme koşulu kaldırılmış, yalnızca okul müdürünün inhasına dayalı olarak görev süresinin uzatılabilmesi öngörülmüştür. Ayrıca yine aynı yönetmelik kapsamında 4 yıllık görev süresi sona eren okul müdürlerinin görev süresinin uzatılmasında aynı okulun tercih edilmesi halinde mevcut okul müdürlerine ek sekiz puan verileceği belirtilmiştir.

     

    Müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının dört yıllık görev sürelerinin sona ermesi durumunda yeniden görev sürelerinin uzatılabilmesinin yalnızca okul müdürünün inhasına bağlanıyor olması okul müdürünün dikta yönetiminin kurulması anlamına gelmektedir. Müdür baş yardımcıları ve müdür yardımcılarının görev süresinin uzatılması bakımından hiçbir objektif değerlendirme ve somut kriter öngörülmemektedir. Uzatma işleminin hangi esaslar dairesinde yapılacağı da belirsizdir. Uzatılma iradesi tamamıyla okul müdürünün inisiyatifine bırakılmıştır. Bu haliyle müdür başyardımcılarının ve müdür yardımcılarının koşulsuz itaat etmesi, yöneticilikte yeterliliğe ilişkin tek ölçüt olarak yönetmeliğe yansımış durumdadır. Diğer yandan Bakanlık yine yargı kararlarını yok sayarak, Danıştay İdari Dava Dairelerinin aynı hüküm hakkında vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararını da görmezden gelmiştir.

     

    Aynı şekilde okul müdürlerinin 4 yıllık görev süresini tamamlamaları halinde, aynı kurumda görev yapmak üzere görev süresinin uzatılması isteminde bulunması halinde söz konusu olacak ek puan uygulaması yönetmeliğin bizzat kendi ruhu ve sistematiği ile çelişmektedir. Anılan yönetmeliğin genel mantığı, yöneticilerin yöneticilik görev sürelerinin sınırlandırılması ve yöneticilik görevinde yarışmaya dayalı bir rekabeti öngördüğü ve bu haliyle de üretken ve yenilenmeye açık bir yönetim oluşturma gayreti hedeflendiği ifade edilmektedir. Oysaki mevcut okul müdürüne tanınan bu ek puan uygulamasıyla bu rekabet ve yarışma ortamı ortadan kalkmış olacaktır. Yönetmelikte öngörülen puanların mevcut okul müdürüne verilmesi halinde mevcut puanlama sistemine göre o okul için tercihte bulunan başka bir okul müdürü adayının görevlendirilmesine fiilen imkan olmayacaktır. Bu haliyle anılan hüküm Anayasada ifadesini bulmuş “EŞİTLİK” ilkesi temelinde imkan ve fırsat eşitliği kavramlarını hiçe sayar niteliktedir.

     

    Bu sebeplerle 27.01.2016 tarih ve 29606 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 2. ve 3. maddelerinin iptali amacıyla Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

  • 21. Başbakanlık Genelgesinin İptali İçin Dava Açtık

    Başbakanlıkça yayınlanan 08.01.2016 tarih, 2016/1 sayılı “Cuma Namazı” genelgesi, başta Anayasa hükümleri olmak üzere mevcut mevzuata, Türkiye’nin de taraf olarak imza koyduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

     

    Anayasa’nın Başlangıç Kısmında belirtilen ‘… lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”,

     

    Anayasa Mahkemesi’nin“…Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen laik Cumhuriyet ilkesi, egemenliğin ulusa ait olduğu, ulusal irade dışında herhangi bir dogmanın siyasal düzene yön vermesine olanak bulunmadığı, hukuksal kuralların dinsel buyruklar yerine demokratik ulusal talepler esas alınarak aklın ve bilimin öncülüğünde kabul edildiği, çoğunluk ya da azınlık dinine, felsefi inançlara veya dünya görüşlerine mensup olup olmadıklarına bakılmaksızın, din ve vicdan özgürlüğünün ayrımsız ve önkoşulsuz olarak herkese tanındığı ve anayasada öngörülenin ötesinde herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadığı, dini veya din duygularının kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklandığı, devletin tüm işlem ve eylemlerinde dinler ve inançlar karşısında eşit ve tarafsız davrandığı bir cumhuriyeti öngörmektedir…” kararına aykırı oluşu, (5.6.2008 tarih, 2008/16 esas, 2008/116 karar sayılı kararı)

     

    Anayasanın 14. maddesi, “Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, …din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamayacağı,

     

    Anayasanın 24. maddesi, “’… kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz… kimse Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamayacağı” hükümleri gereği,

     

    657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, “Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkündür. Bu hususa ilişkin usûl ve esaslar, Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirleneceği” hükmü gereği düzenlemenin yetkisizlik nedeniyle hukuka aykırılığı,

     

    Türkiye’nin de imza koyarak taraf olduğu ve Anayasa’nın 90. Maddesiyle iç hukuk mevzuatı haline dönüşen ve Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemeyen   AİHS.nin düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 9. maddesi ve ifade özgürlüğünü düzenleyen 10.maddeleri ile  yine AİHS’nin 14.maddesi ile “İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme”ye Ek  12 Numaralı Protokolün 1.maddesinde yer alan kişiler arasında ırk, dil, din, cinsiyet…ayrımını yasaklayan hükümler ve benzer düzenlemenin yer aldığı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2.maddesinde ifadesini bulan farklı inanış ve kanaatte sahip olanlar arasında bir ayrıma gidilemeyeceğine dair “Ayrımcılığı yasaklayan” hükümlerinin Başbakanlık Genelgesinde ifade edilen ”din ve inanç hürriyeti” ile aynı doğrultuda anlaşılıp kabul edilemeyeceği,

     

    Geçmişte de kamu kurum ve kuruluşlarında dini esaslara göre mesai düzenlemesine yönelik benzer genelge ve kararların Danıştay tarafından iptal edildiği ve Anayasa Mahkemesi’nce de laikliğe aykırı bulunarak parti kapatma nedenleri arasında kabul edilerek bir sayasal partinin kapatılmasına gerekçe oluşturduğu,

     

    Başbakanlık Genelgesinde ifade edildiği şekliyle devleti de aracı kılarak baskın ve yaygın olarak kabul gören belirli bir din ve vicdan özgürlüğü anlayışı, diğer din ve inanışları baskılayıcı bir sonuç doğuracağı, bu durumda gerçek anlamda bir din ve vicdan özgürlüğünden söz edilemeyeceği,

     

    Yönlerinden hukuka aykırı bulduğumuz Başbakanlık Genelgesi için Danıştay’da Yürütmesinin Durdurulması istemli iptal davası açtık. (18.01.2016)

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 22. Atatürk ve Laikliğe Karşı Eylemleri Koruyan Yönetmeliğe Dava Açtık
    19.11.2015 tarih ve 29537 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde değişikliğe gidilmiştir.

     

    YÖK, sözü geçen yönetmelikte, Vakıf Yükseköğretim kurumlarının faaliyet izninin kaldırılmasına ve kurumun kapatılmasına neden olacak esasları yeniden belirlemiştir.

     

    Siyasi iktidarın sistematik bir politika olarak benimsediği, Atatürk’ü ve laikliği peyderpey mevzuattan silme gayretiyle eş güdümlü hareket eden YÖK, bu görevini yerine getirme konusunda yeni bir adım daha atmıştır.

     

    Yönetmeliğin değişiklikten önceki halinde, vakıf yükseköğretim kurumlarının kapatılması sebepleri arasında yer alanAtatürk ilkeleri ve inkılapları ile özellikle laiklikle bağdaşmayan bir tutumun tespit edilmesi ve/veya ırk, dil, din ayrımcılığı yapılmasının tespiti, kapatılma sebepleri arasından çıkarılmıştır. Yani Atatürk ilke ve inkılapları ile laikliğe karşı eylemler içinde bulunan odakların yükseköğretimdeki varlığı koruma altına alınmıştır.

     

    Ayrıca yönetmeliğin önceki halinde yer alan ırk, dil, din ayrımcılığı yapılmasının tespiti de aynı şekilde kapatılma sebepleri arasından çıkarılmıştır.

     

    Anayasaya, Devrim Kanunlarına, Yükseköğretimin temel amaç ve ilkelerine aykırı olarak düzenlenen bu yönetmeliğin, ilgili hükümlerinin iptali için sendikamızca Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

     

    Atatürk ilke ve inkılapları ile laiklik ve Cumhuriyet kazanımlarına karşı her alanda mevcut iktidarın yürüttüğü sistematik baskılara karşı mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Bugünkü iktidarın hayalini kurduğu tekke, zaviye, medrese tarzı eğitim öğretime karşı savunduğumuz bilimsel, çağdaş, laik, her türlü ayrımcılıktan uzak, Atatürk ilke ve inkılaplarına sonuna kadar bağlı eğitim modelini yaşatmak adına bir adım dahi geri atmamayı da ulusumuza karşı vazifemiz olarak kabul ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 23. Müdür Yardımcılığı Sınav Kılavuzuna Dava Açtık

    12.01.2016 tarihinde yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdür Başyardımcılığı ve Müdür Yardımcılığı Yazılı Sınav Başvuru Kılavuzu yayınlanmıştır.

     

    Kılavuzun dayanağı olan, 06.10.2015 tarih ve 29494 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmelik’in hukuka aykırı hükümler içeren çok sayıda hükmüne dava açtığımızı duyurmuştuk. Anılan hukuka aykırı ve mağduriyet doğuracak uygulamaların kılavuzda da yinelenmesi nedeniyle söze konu kılavuz hükümlerine karşı da dava açma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

     

    MEB’in, Teşkilat Yasası, ulusal ve resmi bayramları kutlama yönetmeliği vb. mevzuatlar ile yayınladığı kılavuzlarda her fırsatta Atatürk’ü mevzuattan silme uğraşı bu kılavuzda da uygulanmış, yazılı sınav konuları arasına “Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi” konuları dahil edilmemiştir. Sistematik olarak sürdürülen bu dışlama ve “Yeni Türkiye” tarihi yaratma kaygısı, Bakanlığın tüm uygulamalarında bilinçli bir politika olarak benimsenmektedir.

     

    Atatürk İlke ve İnkılapları ile Atatürk Milliyetçiliği, Türk Milli Eğitim Sistemin temel esaslarını oluşturmaktadır. Bu halde sistemin bileşenlerinden olan ve sistemin yürütülmesinde ve denetlenmesinde esaslı fonksiyon icra eden okul idarecilerinin yeterlilikleri değerlendirilecek ise öncelikle bu esaslar bakımından değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği tartışmasızdır. Hal böyleyken de söze konu değerlendirmeye esas olan yazılı sınavda bu konunun yer almaması haliyle eksik düzenleme mahiyetindedir.

     

    Diğer yandan kılavuzun “BAŞVURU ŞARTLARI” başlıklı bölümünün, “Uyarı:” başlıklı kısmında yer alan, “Halen müdür yetkili öğretmen olarak görev yapanlar hariç olmak üzere, eğitim kurumu yöneticisi olup, 2015-2016 eğitim öğretim yılının son günü itibariyle aynı eğitim kurumunda ve aynı unvanda dört yıllık ya da aynı eğitim kurumunda ve aynı unvanda müdür başyardımcılığı veya müdür yardımcılığında toplam sekiz yıllık görev süresini doldurmamış olanlar, yazılı sınava müracaat edemeyeceklerdir.” düzenlemesi de çok sayıda yöneticiyi mağdur edecektir. Düzenlemeye göre 2015-2016 eğitim öğretim yılı sonu itibarı ile görev süresi dolacak olan yöneticilerin sınava başvurabileceği öngörülmektedir. Bu anlamda süresi bu tarih itibarı ile dolmayacak yöneticilere ise sınava müracaat etme hakkı tanınmamıştır.

     

    Sorunun temeli bu kılavuz ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmelik’te yazılı sınavların hangi aralıklarla kaç senede bir ya da senede kaç kez yapılacağına ilişkin bir belirleme olmamasından kaynaklanmaktadır. Tam bir keyfiyet dahilinde idareye yazılı sınav açma serbestisi tanınmıştır. Hal böyleyken de idarenin düzenli aralıklarla sınav açmayı tercih etmemesi durumunda sınava giremeyecek yöneticilerin ya da yönetici adaylarının belirsizlik nedeniyle kariyer planı, yer değiştirme öngörüsü yapması mümkün olamayacak aynı zamanda yönetim boşlukları ortaya çıkacaktır.

     

    Sorunun çözümü, yöneticilerin görev süresinin dolmasına kaç yıl kaldığına bakılmaksızın, herhangi bir süre koşulu aranmaksızın, sınavlara müracaat imkanı sağlanmasıyla mümkün olabilir. Ya da sınav geçerlilik sürelerinin uzatılması da bir çözüm sağlayabilecektir. Ancak işaret edilen düzenlemelerde konuya ilişkin tam bir belirsizlik söz konusudur.

     

    Eğitim-İş olarak işaret ettiğimiz nedenler ile 12.01.2016 tarihinde yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdür Başyardımcılığı ve Müdür Yardımcılığı Yazılı Sınav Başvuru Kılavuzunun hukuka aykırı ve mağduriyet yaratacak bu hükümlerinin iptali talebiyle Danıştay nezdinde dava açtık. (15.012016)

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU