2015 Yılında Açılan Davalar

  • 01. Bilim Ve Sanat Merkezlerine Öğretmen Seçme Ve Atama Kılavuzu’nu Yargıya Taşıdık

    İllerde valiliklerce merkezde bakanlıkça belirlenen ve hiçbir kritere bağlı olmadan oluşturulan Bilim ve Sanat Merkezlerine Öğretmen Seçimi ve Atanmasına ilişkin değerlendirme ve sözlü sınav yapma yetkisi verilen komisyonların, ülkemizin gelecekte bilim ve sanat adamlarını yetiştirecek öğretmenlerini seçecek olması ve uygulamasının da hemen başlatılmış olması Bakanlığın yeni bir dayatması olarak karşımıza çıkmaktadır.

     

    Seçkin öğrencilerin öğrenim göreceği Bilim ve Sanat Merkezlerine seçkin öğretmenlerin seçimi de; alanında yetkin, uzman seçilerce yapılması bir zorunlulukken; kılavuzda yer aldığı şekliyle komisyon üyelerinin seçiminde özel bir belirlemeye gidilmediği; illerde il milli eğitim müdürlükleri görevlileri ile bazı idarecilere; bakanlıkça belirlenecek Bölge Sözlü Komisyonunda da bakanlık birim görevlilerinin denetiminde yine il milli eğitim görevlilerine komisyonlarda görev verildiği görülmektedir.

     

    Komisyonların seçiminde bilim ve sanat merkezlerinin konumuna da uygun düşecek şekilde ülkemizin seçkin üniversitelerinde yetişmiş, alanında uzman akademisyenlerden, bilim ve sanat adamlarından görevlendirme yapılması gerekirken; amir-memur ilişkisi içerisinde aralarında hiyerarşik bağlar bulunan kamu görevlilerince komisyonların oluşturulması değerlendirmelerde keyfililere ve adam kayırmalara yol açabilecektir. Bu nedenle hiçbir kritere bağlanmamış bu şekilde komisyon oluşturulması hukuken kabul edilemez.

     

    Ayrıca Bakanlık, sözlü sınavı yapma ve değerlendirme görev ve yetkisi verdiği Bölge Sözlü Sınav Komisyonu ile hiçbir ölçüte dayanmayan, denetlenebilir olmaktan uzak şimdiden tartışma yaratacak sözlü sınav uygulamasıyla hukuk dışı uygulamalarına bir yenisini eklemektedir.

     

    Eğitim-İş olarak, yarının bilim ve sanat adamlarının yetiştirileceği okullarımızda nitelikli, alanında yetkin öğretmenlerimizin görev alabilmesi adına keyfi, hukuk dışı bu uygulamaya sessiz kalamazdık. Konuyu yargıya taşıdık.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 02. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmeliği Yargıya Taşıdık

    06.10.2015 tarih ve 29494 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmelik’in hukuka aykırı hükümlerinin iptali için Danıştay nezdinde dava açılmıştır. Yönetmelikte yer alan;

     

    – İdari soruşturma nedeniyle görevden alınan yöneticilerin 4 yıl süreyle yöneticilik başvurusu yapamamasına ilişkin 5. ve 33. Maddede yer alan hükmün,

     

    –  Tamamıyla keyfi, objektif değerlendirmeden uzak, kadrolaşma ve baskı aracına dönüştürülen müdürlükte sözlü sınav uygulamasının iptaline ilişkin 11.12.13.20.21.22.26. maddelerde yer alan hükmün,

     

    – Yazılı sınav uygulamasının olumlu karşılanmasına karşın, 4 yıllık ve 8 yıllık görev sürelerinin sona ermesinden sonra her defasında müdür başyardımcıları ve müdür yardımcılarının yazılı sınava tabi tutulmasına ilişkin 14. Maddede yer alan hükmün,

     

    – Müdür başyardımcılığı ve müdür yardımcılığı için söz konusu olacak yazılı sınavın geçerliliğinin 1 yıl olarak belirlenmesine karşın sınavın, hangi aralıklar ile yapılacağının belirtilmemesi sonucu ortaya çıkacak belirsizlik ve mağduriyetler nedeniyle buna ilişkin 14. Maddede yer alan hükmün,

     

    – Yazılı sınava ilişkin olarak, Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi” konusunun sınav konularına dahil edilmemesine ilişkin 15.maddede yer alan hükmün,

     

    – Yazılı sınava hakkında söz konusu olacak itirazların, yine sınavı hazırlayan, değerlendiren, sonuçlandıran komisyona yapılmasını öngören 18. maddede yer alan hükmün,

     

    – Müdür başyardımcılığı ve müdür yardımcılığı görevlendirmelerini eğitim kurumu müdürünün inhasına bağlayan 24.maddede yer alan hükmün,

     

    – Zaruret halleri olmasına karşın hastalık izni ile aylıksız izin hallerinde fiilen yerine getirilemeyen sürelerin yöneticilik görev süresine dahil edilmesine ilişkin 28. Maddede hükmün,

     

    – EK-1 Yönetici Değerlendirme Formunda yer alan yüksek lisans ve doktora puanlarının düşürülmesine ilişkin kısmın,

     

    – EK-1 Yönetici Değerlendirme Formunda kötüye kullanılmaya açık şekilde yer verilmiş olan disiplin cezası kriterine ilişkin kısmın,

     

    iptali talep edilmiştir.

     

    Yönetmeliğin bütünü değerlendirildiğinde Bakanlığın yine Atatürk’ü ve cumhuriyeti yok saydığı, kendinden olanı kayırmaya ve koşulsuz biat sağlamaya yönelik, keyfi ve kötüye kullanmaya sonuna kadar izin veren bir düzenleme yaptığı ortaya çıkmıştır.

     

    Sendikamızca açılan dava ile işaret edilen hukuka aykırı hükümlerin yargıdan döneceği inancını taşıyoruz.

  • 03. Alan / Bölüm, Atölye Ve Laboratuvar Şefliklerinin Görevlendirilmesine İlişkin Düzenlemelerin İptali İçin Danıştay’da Dava Açtık

    Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’nün 25/06/2015 tarih, 62045208-10.04-E.6587650 sayılı yazısı ile dağıtılmak üzere bakanlık birimlerine gönderilen Yönergenin 9.maddesiyle, Meslek ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumlarının Bölüm/Atölye şeflerinin görevlendirilmesi tamamen okul müdürünün önerisi ile il milli eğitim müdürlerinin tercihine bırakılmış; adaylar arasında objektif kriterlere, hizmet puanı üstünlüğüne liyakat ve kariyer esaslarına aykırı bir uygulamaya yol açılmıştır.

     

    Milli Eğitim Bakanlığı bu yönerge ile yandaş, kayırmacı kadrolaşma çabalarına bir yenisini daha eklemekte olduğu düşünülmekte; öğretmenler arasında ayrımcılık yaratacak, çalışma barışını bozacak; fırsat ve imkan eşitliğini ortadan kaldıracak, hukuki güvenlikten yoksun hukuk dışı bir uygulamaya kalkışmaktadır. Önceki Yönergede Atölye ve Bölüm şeflerinin görevlendirilmesinde “Değerlendirme Formuna” göre hizmet puanı üstünlüğü dikkate alınarak yapılan görevlendirmeler bu yönerge ile tamamen ortadan kaldırılmaktadır.

     

    Bu türden hukuk dışı uygulamalara izin vermeyeceğimizi, konunun hukuksal yönden takipçisi olacağımızı şimdiye kadar Eğitim-İş olarak birçok hukuksal kazanımlarla gösterdik; bundan sonra da aynı kararlılıkla göstereceğiz.

     

    Bakanlığın öğretmenler arasında huzursuzluklar yaratacak hukuka aykırı yanlış karar ve uygulamalarının önüne geçmek için yine bu yönergedeki hukuk dışı düzenlemelerin iptali için konuyu yargıya taşıyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 04. Öğrenciye Sosyal Medya Yasağı Getiren Yönetmeliğe Dava Açtık

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın, lisede sosyal medya kullanımına getirdiği ciddi yaptırımlarla birlikte temel hak ve özgürlükleri engelleyen pek çok hüküm içeren Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin hukuka aykırı ve çok sayıda mağduriyet yaratacak hükümlerine karşı Danıştay nezdinde dava açtık.

     

    Mevcut iktidarın baskıcı politikası, kendi anlayışına göre yorumladığı ahlak ve manevi değerler kavramı, öğrenci dahi olsa en ufak karşıt görüşe olan tahammülsüz tavrı yönetmeliğe yansımıştır. Yönetmelikte, özellikle öğrencilerin “sosyal medya” kullanımlarının kamusal alana taşınıp, disiplin yaptırımlarına tabi tutulması öne çıkmıştır. Yönetmeliğe göre okul idaresi, beğenmediği her türlü ifade, video, makale vb. paylaşımlar nedeniyle öğrenciler hakkında disiplin cezaları verebilecektir. İlaveten öğrencilerin her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmaları engellenmek istenmiş, katılmaları halinde disiplin cezaları öngörülmüştür. Mevcut yönetmeliğe göre öğrencinin katıldığı toplantı ve gösterinin niteliğine, amacına, barışçıl olup olmamasına, siyasi içeriğinin bulunup bulunmamasına bakılmaksızın öğrenciye ceza verilebilecektir. Anayasal güvence altında bulunan hakların ihlali niteliğinde ortaya çıkan disiplin cezalarının hukuka aykırılığı açıktır. Bu doğrultuda düzenlenen yönetmelik hükümleri dava konusu edilmiştir.

     

    Diğer yandan anılan yönetmelikte, öğrencilerin sosyal etkinlik olarak adlandırılabilecek ve okul dışında gerçekleştirilebilecek faaliyetler konusunda okul idaresine sınırsız bir irade özgürlüğü sağlanmıştır. Yani okul idaresi istemesi halinde, öğrencilere ilişkin olarak her türlü mekan ve ortamda, istenilen kişi, grup, cemaat ile gezi, tören, sosyal faaliyet adı altında etkinlikler düzenleyebilecektir. Bu durum ise eğitim-öğretimin laik ve bilimsel niteliğine aykırı sayılabilecek etkinleri de içerisinde barındırabilecektir. Söz konusu hükmün iptali de dava konusu edilmiştir.

     

    Bakanlık ayrıca, daha önce sendikamızca dava konusu edilen ve Danıştay’ın iptal ettiği okul birincilerinin belirlenmesinde disiplin cezası almama kriterini yargı kararını tanımaksızın tekrar yönetmeliğe dahil etmiştir. Bununla birlikte okul birinciliği tespitinde stajını tamamlama koşulu, Sağlık Meslek Liselerinin hemşirelik bölümü öğrencilerini ayrıca mağdur edecektir. Son sınıf yaz stajı bulunan hemşirelik bölümü öğrencilerinin mevcut yönetmeliğe göre okul birincisi olmaları mümkün olamayacaktır. Buna ilişkin olarak da iptal talebimiz davada yerini almıştır.

     

    Devamsızlığa ilişkin veli bildirimlerine yönelik düzenleme de devamsızlığı teşvik edici nitelikte değerlendirilmektedir. Değişiklikten önce, öğrencinin her beş gündeki devamsızlığından velisinin bilgilendirilmesi öngörülmekteydi. Ancak değişiklik ile birlikte öğrencinin devamsızlığının 5’inci, 15’inci ve 25’inci günlerinde veliye bildirimin yapılması öngörülmektedir. Hükmün yeni haliyle velinin, öğrencinin devamsızlığı konusunda bilgi sahibi olması sınırlandırılmış, öğrencinin veli tarafından okula devamının sağlanması konusunda gereken tedbirleri alması güçleşmiştir. Devamsızlığı arttıracağını düşündüğümüz bu düzenlemenin de iptali gerekmektedir.

     

    Hukuka aykırı ve çok sayıda mağduriyete yol açacağı açık olan dava konusu düzenlemelerin yargı yoluyla iptalinden önce Bakanlığın bu yanlış uygulamalarından dönmesini bekliyor ve sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 05. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri İle İlgi Yönetmelik Düzenlemelerinin İptali İstemiyle Danıştay’da Dava Açtık

    5 Ağustos 2015 tarihinde ve 29436 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in hem kanuna hem de Anayasa’ya aykırı düzenlenmiş hükümlerini yargıya taşıdık.

     

    Anayasa’nın ikinci maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan, temel hak ve özgürlükleri yok sayan, hak arama özgürlüklerinin önünü tıkayan, barışçıl amaçlı gösterilere bile tahammül edemeyen ve yasayla düzenlenmesi gereken hususları yönetmelikle düzenleyerek kolluk kuvvetleri amirleri ile mülki amirlerin yetkisine terk eden Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri ile ilgi yönetmelik düzenlemelerini, yasal ve Anayasal dayanaklarından yoksun olması ve yasal dayanağı olarak gösterilen hükümlerinin de ilgili yasa maddelerinin Anayasa’ya aykırı olması  nedeniyle; belirtilen düzenlemelerin iptali ve dayandığı yasa hükümlerinin de itiraz yoluyla Anayasa Mahkeme’sine götürülmesi talebiyle üyelerimiz adına menfaat ihlali oluştuğundan Eğitim-İş olarak  Danıştay nezdinde dava açtık.

     

    Devletçe yapılacak hukuki düzenlemelerin öncelikle hukuk devleti ilkesiyle çelişmeyeceği; hatta çatışmayacağı gözetilmelidir. Bu nedenle Anayasa’nın hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan hukuki düzenlemeleri nedeniyle menfaatleri ihlal edilen gerçek ve topluluk tüzel kişilerinin konuyu yargı denetimine taşımaları hukuk devleti ilkesinin doğal sonucudur.

     

    Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, çoğulcu demokrasilerde farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda, kendine özgü özerk işlevine ve uygulama alanına rağmen, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğünün siyasi ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda uygulanması Anayasa Mahkemesi’nin de kabulündedir. Nitekim ; “Toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici nitelikli radikal tedbirler, … eylemlerin yasadışı olduğu durumlarda dahi, demokrasiye zarar verir. Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin, toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilmesi imkânı sunulmalıdır.”  görüşünü benimseyen Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü” hakkını kısıtlayan daraltan; hatta ortadan kaldıran düzenleme ve uygulamalar hem Anayasal metinlere hem de uluslararası antlaşmalara aykırıdır.

     

    2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te değişiklik yapan son değişikliklerin yer aldığı yönetmeliğin aşağıda belirtilen hükümleriyle ilgili,

     

    – 2’nci maddesi ile 2’nci maddesine (j) bendiyle eklenen “ İrtibat kurulu düzenlemesinin,

     

    – 4’üncü maddesi ile değiştirilen 9’uncu maddesinin birinci fıkrasının  (e), (f), (g) ve (j) bentleriyle getirilen düzenlemelerin,

     

    – 8’inci maddesi ile  değiştirilen 16’ncı maddenin (1) inci fıkrasının (l) bendinde yer alan ”Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, katılımcıların ve konuşmacıların ses ve görüntüleri kolluk tarafından yapıldığı belli olacak şekilde kaydedilebilir. Elde edilen kayıt ve görüntüler şüphelilerin ve suç delillerinin tespiti dışında bir amaçla kullanılamaz.” ibarelerinin,

    – 3’üncü maddesi değiştirilen 3’üncü maddesinin tamamının ve bu maddenin dayanağı olan 2911 sayıl yasanın 6’ncı ve 22’nci maddelerinin somut norm denetimi yolu ile itirazen Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi,

    – 10’uncu maddesi ile değiştirilen 23’üncü maddesinin (1) inci fıkrasında yer alan “Belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması halinde yasaklayabilir.” ibaresinin ve bu maddenin dayanağını oluşturan 2911 sayılı yasanın 17’nci ve 19’uncu maddelerinin somut norm denetimi yoluyla itirazen Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi,

    Talepleriyle Danıştay nezdinde “Yürütmesinin Durdurulması İstemli İptal” dava açtık.

  • 06. MEB’in Hukuka Aykırı Rotasyonla İlgili Yönetmelik Değişikliği İle Uygulama Kılavuzu Kurallarını Yargıya Taşıdık

    Milli Eğitim Bakanlığı, çıkardığı ve sendikamızca iptali istenen “Öğretmenlerin Atama ve Yer değiştirme Yönetmeliği”ndeki “Rotasyon”la ilgili sonradan yaptığı yönetmelik değişiklikleri ile buna ilişkin uygulama kılavuzu mahiyetindeki duyuru kuralları ile “kazanılmış hakları yok sayarak”, norm kadro güncellemeleri yapmadan, dayatma niteliğinde tercih yapmaya zorlayarak alelacele rotasyon uygulamasına kalkışmakla sonu görünmeyen bir tünele girmiş; yapacağı uygulamalarla bu karanlık tünelde el yordamıyla ilerlemeye çalışsa da sağlam hukuki temellere oturtulmayan ve iyice düşünülüp tartışılmadan, uygulamanın muhataplarının görüş ve önerileri dikkate alınmadan sonradan düzenlenen bu hükümlerin de hukuka aykırılık sorununu ortadan kaldırmaktan uzak olduğu, baştan kadük; hatta ölü doğduğu, 900 bin öğretmeni kapsayacak bir düzenlemenin sınırlı olarak ilk uygulamasının yapılmaya çalışıldığı 2014-2015 yılı yaz döneminde bile konunun içinden çıkılmaz hale dönüştürüldüğü; hukuka uyarlık taşımayan gerek yönetmelik hükümleri gerekse uygulama kurallarıyla eğitim çevrelerinde huzursuzluklara, tartışmalara ve belirsizliklere yol açtığı; hatta Milli Eğitim Bakanlığı il ve ilçe yöneticilerince bile konunun yeterince ve doğru anlaşılmadığı düşünülürse 2015 -2016 öğretim yılının sorunlarla başlayacağı; yine binlerce öğretmenin hak kayıplarının giderilmesi için yargıya koşacağını söylemek hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

    Açıkça hukuka aykırı ve uygulanmasıyla telafisi imkansız zararlar doğuracak olan rotasyon uygulamasına yönelik değişiklikler ile yönetmelikte yer almayan yeni kurallar getiren uygulama kılavuzunun iptali için yargıya başvurduk.

  • 07. İmam-Hatiplerde “Hafızlık” Arasına Olanak Sağlayan Düzenlemeye Dava Açtık

    25.06.2015 tarih ve 29397 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile imam-hatip okullarında “hafızlık eğitimi” uygulaması, yeniden düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre imam-hatip okulu öğrencilerine bir eğitim öğretim yılı hafızlık eğitimine katılmaları için izin verilmekte ve öğrencilerin okula döndüklerinde bu yıla ilişkin derslerden sadece içeriği belirsiz bir sınava tabi tutularak bir üst sınıfa devam etmelerine olanak sağlanmaktadır.

     

    Bakanlığın daha önce hayata geçirdiği bu uygulamaya karşı yine Sendikamızca dava açılmıştı. Ancak Bakanlığın yeniden düzenleme adı altında aynı uygulamayı devam ettiren ve açtığımız davanın konusuz kalmasını amaçlayan bu düzenlemeye karşı dava açmak gerekmiştir.

     

    Örgün eğitim ilkesini bertaraf etmeyen çalışan, Milli Eğitim Sistemini Bakanlığın denetiminden çıkartarak Diyanet kurumları ile paylaşmaya açan, bunlarla birlikte bilimsellikten uzak bir yapılanma öngörerek, öğrenciler arasında eşitlik ilkesine aykırı olarak ayrıcalıklı zümreler yaratmaya çalışan uygulamanın iptali için Danıştay nezdinde dava açtık.

  • 08. Bağımsız Ortaokulların İçinde İho’ların Açılmasını ve Eğitime Emeği Geçmiş Saygın Kişilerin Adlarının Okullardan Kaldırılmasını Yargıya Taşıdık

    Türk Milli Eğitiminin temel ilkelerinden olan “Genellik ve eşitlik, ferdin ve toplumun ihtiyaçları, fırsat ve imkan eşitliği, süreklilik, Atatürk Devrim ve İlkeleri ve Atatürk milliyetçiliği, laik, demokratik, çağdaş, bilimsel eğitim ve devrim ilkeleriyle” bağdaşmayan mevzuata aykırı karar ve uygulamaları ile ülke genelinde tüm okulların imam hatipleştirilmesine yönelik çabalardan biri de bağımsız ortaokulların bünyesinde bir kat,  bir koridor veya bir kaç derslikten oluşacak şekilde imam hatip ortaokullarının açılmasıdır.

     

    Esaslı bir alt yapı çalışması yapılmadan, okulların açılması ile ilgili bakanlığın ilgili genel müdürlüklerince belirlenmiş genel ve özel esaslara uymayan, sadece adı son yıllarda basında sıkça duyulan ve kendisine “ bir milyon yüz bin imam hatip okulu açma hedefleri koyan” bir vakfın amacına ulaşmak için açılan imam hatip okullarının ne eğitime ne de topluma bir katkısı olacaktır. Ayrıca bu durumun var olan eğitim kurumlarını da verimsiz hale getireceği açıktır. Geçmişte de “bir müdür bir mühür “ anlayışıyla bir kaç derslikli okulların gerekli araç gereç donanımından ve öğretmen kadrosundan yoksun açılması, uygulamada sıkıntılara yol açmıştır.

     

    Eğitim anlayışları tamamen farklı iki ortaokulun bir arada bulunması sadece velinin isteği ve 4 üncü sınıf öğrencileri arasında yapılan anket sonuçları veya hizmet götürme anlayışı olarak da açıklanamaz. Sözkonusu uygulama eğitim sisteminde ikilik yaratacak ve ileride telafisi imkansız zararlara yol açacak bir uygulamadır. Bu anlayışla okul açılmasının kamu yararı ve hizmetin gereği ile bağdaşır yanı olamaz.

     

    Konya İli Selçuklu ilçesinde de yürüme mesafesinde birçok imam hatip ortaokulu varken;  bu çevrede birkaç tane kalmış bağımsız ortaokulların bünyesinde imam hatip ortaokulu açılmasına; ayrıca Türk Eğitimine hizmeti geçmiş Mustafa Necati, İsmail Hakkı Tonguç gibi saygın kişilerin okullarımızdan adlarının kaldırılmasına sessiz kalamazdık; kamu yararı ve hizmetin gereği ile bağdaşmayan bu uygulamalar için konuyu yargıya taşıdık.

  • 09. YÖK’ün Yandaşı Kayıran ÖYP Yönetmeliğine Dava Açtık

    YÖK Genel Kurulu 14.05.2015 tarihinde almış olduğu kararda, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programına İlişkin Usul ve Esaslar olarak yer alan düzenlemede bir takım değişikler yapma kararı almıştır.

     

    Dava konusu düzenlemeden önce bu alımlarda, adayların üniversite lisans not ortalaması, ALES Sınavı ve yabancı dil sınavı puanı esas alınmaktaydı.

     

    Ancak YÖK, bu kriterlerin yanına dava konusu düzenleme ile bir de “alan sınavı” ilave etmiştir. Bu sınavın da yazılı ve/veya sözlü olarak yapılabileceği kararlaştırılmıştır. İfade edilen sözlü sınava dayalı alan sınavının ise toplam oran içerisindeki ağırlığı %40 olarak belirlenmiştir. Görüleceği üzere bu durumda sözlü olarak gerçekleştirecek olan bu sınav belirleyici unsur olacaktır.

     

    Yazılı olarak gerçekleştirilecek alan sınavı kriterinin getirilmesinde kategorik olarak sorunlu bir husus olmamasına karşın bu sınavın sözlü olarak da yapılabilecek olması, kamuoyunda ciddi endişeyle karşılanan kadrolaşma tehdidini akıllara getirmektedir. Bu doğrultuda sözlü sınav uygulamasının fiiliyatta varacağı nokta da daha önceki benzer uygulamalardan tecrübe edildiği üzere aynıdır. Diğer yandan sözlü sınav uygulamasının yargı denetimine elverişsizliği, kariyer ve liyakat ilkelerine olan uyumsuzluğu da bilinen bir gerçektir. Danıştay’ın artık yer etmiş içtihatlarında ise bu durumun hukuka aykırılığı ortadadır.

     

    Akademik yeterlilik gözetmeyen ve bilimsel olmaktan uzak sözlü sınav uygulaması üniversitelerde kadrolaşmaya yönelik bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitim-İş, söz konusu uygulamanın iptali için Danıştay nezdinde dava açmıştır.

  • 10. MEB Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine Dava Açtık

    17.04.2015 tarih ve 29329 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin öğretmenlere zorunlu rotasyon, aday öğretmenlere performans ve sözlü sınav getiren hükümleri ile hukuka aykırı hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali amacıyla Danıştay nezdinde dava açtık.

     

    Öğretmeni merkez almayan, sorun çözmekten çok; sorun üretecek olan, aday öğretmenlerin yetiştirilmesinde gerçekçi ve inandırıcı olmayan, rehberlikten uzak objektif, güvenilir ve denetlenebilir hükümler taşımayan, yandaş öğretmen yaratmaya yönelik değerlendirme ve sınav uygulamalarıyla şimdiden tartışılır hale gelmiş; rotasyon uygulamasıyla idare ile öğretmen arasında çalışma barışına olumlu katkı sunmayan; hatta çalışma barışını bozan, öğretmeni bir takım dayatmalarla zora ve sıkıntıya sokan, “Atatürk İlke ve Devrimlerini” aday öğretmenlerin yetiştirilip değerlendirmesinde dikkate almayan, çağdaş ve teknik yöntemlere kapalı, bilimsellikten uzak, birçok hükmü, üst normlara aykırı olan bu yönetmeliğin hukuka aykırı hükümlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

  • 11. YÖK’ün Sanat ve Sanat Eğitimini Yok Edecek Uygulamasına Karşı Dava Açtık

    Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı(YÖK) tarafından 21.01.2015 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren, Lisansüstü Eğitim-Öğretim Programı Açılması ve Yürütülmesine Dair İlkeler’in “A-Program Açılabilmesi İçin Asgari Yeterlilikler” başlıklı bölümünün; 1.2.3. ve 4. maddeleri ile “F-Diğer Hususlar” başlıklı bölümünün 1. maddesinde yer alan “iki yılı içinde (2016-2017 Bahar Dönemine kadar) ibaresinin öncelikle yürütmesinin durdurulması ve sonrasında iptali talebiyle Danıştay nezdinde YÖK’e karşı dava açtık. YÖK’ün yayınladığı Lisansüstü Program Açılmasına İlişkin İlkelerin ilgili hükümlerinin iptali istemiyle 23.01.2015 tarihinde Danıştay nezdinde dava açılmıştır.

  • 12. TEOG’ta Yönetmelik ve Sınav İptali İçin Dava Açtık

    Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumlarına Geçiş Yönergesi’nin öncelikle savunma alınıncaya ve karar verilinceye kadar yürütmesinin durdurulmasına, yapılacak yargılama sonucu da iptaline ve bu yönerge  uyarınca 26 Kasım 2014 tarihinde yapılan Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı’nda (TEOG) sorulan 20 adet Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi sorularının tamamının öncelikle savunma alınıncaya ve karar verilinceye kadar yürütmesinin durdurulmasına, yapılacak yargılama sonucu da İPTALİNE dair dava açıldı.

  • 13. Türban Yönetmeliğinin İptali İçin Danıştay’da Dava Açtık

    Türbanı ortaöğretimde serbest bırakan, Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açıldı.