2020 Yılında Açılan Davalar

  • 01. Mesai Dışı Uzaktan Eğitimi Yargıya Taşıdık

    Covid-19 nedeniyle başlayan uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerin mesai kavramını yok edecek şekilde akşam saatleri ile hafta sonlarında verilen canlı ders görevlerinin iptali için dava açtık.

     

    Açtığımız davada; Öğrenci ve öğretmenlerin aile düzenlerini yok edecek nitelikteki, evrensel ve anayasal hak olan dinlenme haklarını ihlal eden uygulamaların öncelikle yürütmesinin durdurulmasını ardından iptalini talep ettik.

     

    Eğitim-İş olarak; bakanlıktan kaynaklı teknik gerekçeler ile pandemi koşulları fırsat bilinerek uygulamaya konulan haksız ve hukuksuz uygulamalarla ilgili mücadelemizi sürdüreceğiz.

  • 02. Yargı Üniversite Çalışanlarına Kampüs İçi Park Ücretine Dur Dedi

    Ege Üniversitesi’nde kampüs girişinde araç tanıma sistemi var iken Rektörlük tarafından yeni bir uygulamaya geçilerek RFID (Elektronik Uzaktan Okuma) Sistemi kurulmasına karar verilmiştir.

     

    Sisteme geçişin gerekçesi olarak kampüs içerisinde güvenlik tedbirlerinin alınabilmesi ve arttırılması gösterilmiştir.

     

    Sistemin uygulanabilmesi için tüm çalışanlardan ilk etapta sticker ücreti alınması, daha sonraki süreçte ise belirlenecek miktarda ücret talep edileceği Rektörlük duyurusunda yer almıştır. İzmir 4 No’lu (Üniversite) Şubemizin çalışmaları sonucunda konu yargıya taşınmıştır. İzmir 4 No’lu İdare Mahkemesi işlemin iptaline karar vermiştir.

     

    Kararda, “… kampüs güvenliğini sağlamanın davalı idarenin sorumluluğunda olduğu ve davalı idarenin güvenliği sağlamak amacıyla dış paydaşlardan bedel istemesi kabul edilebilir ise de kendi mensuplarına ek maddi külfet getiremeyeceği… değerlendirilmektedir. Bu durumda… davalı idarenin 24.06.2009 tarihinde Sticker Duyurusu başlıklı ilanında yer alan RFID (Elektronik Uzaktan Okuma) Sistemi uygulamasına yönelik işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.” gerekçeleri yer almıştır.

     

    Kararda da görüleceği üzere idarenin çalışanlarına ek külfet yükleyecek yönde karar almasına imkan bulunmamaktadır.

     

    Eğitim-İş olarak idareler tarafından çalışanlar aleyhine alınacak kararların iptali için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

  • 03. Okul Öncesini Tehlikeye Atan Genelgeyi Yargıya Taşıdık

    Tüm eğitim kademelerinde uzaktan eğitime geçilmesinin üzerinden bir gün geçmeden çalışan anne babalar gerekçe gösterilerek okul öncesi eğitimde tekrar yüz yüze eğitime geçilmesini düzenleyen genelgeyi yargıya taşıdık.

     

    Pandeminin çok kısa sürede sona ermesinin mümkün olmadığı görülmekte olup MEB’in dava sonucunu beklemeksizin yeni bir karar alması sorunun kısa sürede çözümüne katkı sunacaktır.

     

    İçişleri Bakanlığı genelgesine de aykırı olan, Milli Eğitim Bakanlığı’nca maalesef yanlış bir felsefe ve anlayışla yazılan genelgenin uygulanmasının devamı halinde, on binlerce öğretmenin yanı sıra yüzbinlerce öğrencinin de sağlıkları tehdit altında olacaktır.

     

    Bakanlık genelgesinin kamu yararı ya da hizmetin gereğine aykırılık teşkil ettiği açıktır.

     

    Danıştay nezdinde yürütmeyi durdurma talepli açtığımız davanın en kısa sürede sonuçlanmasını ümit ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 04. Bilsem Öğretmenlerinin Ek Ders Sorununu Yargıya Taşıdık

    Bilim ve Sanat Merkezleri’nde (BİLSEM) çalışma sistemi öğrencilerin okullarındaki ders saatleri dışında ve haftasonları olduğu halde Milli Eğitim Bakanlığı bu durumdan haberdar değilmişçesine bir yaklaşımla BİLSEM öğretmenlerini mağdur etmektedir. Bu durum Covid-19 nedeniyle Mart ayında başlayan uzaktan eğitim ve idari izinler sürecinde belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır.

     

    BİLSEM öğretmenlerinin çalışma günleri daha çok Cumartesi, Pazar olduğu halde öğretmenler toplu sözleşmeye ilişkin hakem kurulu kararından yararlandırılmamışlardır. Hafta sonuna denk gelen dersler BİLSEM öğretmenleri için normal çalışma günü kabul edilerek idari izin dönemlerinde ek ders ücreti ödenmesi gerekirken Bakanlığa yaptığımız tüm uyarılara rağmen ödeme yapılmamıştır.

     

    Eğitim-İş olarak, geçmişten gelen ve bu dönemde daha da belirginleşen BİLSEM öğretmenlerinin ek ders sorununu Danıştay nezdinde yargıya taşıdık.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 05. Ek Ders Ücretlerini Gasp Eden Düzenlemeyi Yargıya Taşıdık

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan ek ders ücretlerine ilişkin genelge pandemiyi fırsata çevirme genelgesidir.

     

    Her fırsatta öğretmenlerin gelirleri üzerinden algı yaratmaya çalışanların ekmeğine yağ sürercesine hazırlanan genelge kendi içinde de çelişiklerle doludur.

     

    –  Yüz yüze eğitimle ilgili A,B,C planları olduğunu söyleyip aslında hiçbir planın olmadığının açığa çıkması ve deşifre olmasının,

     

    –  Uzaktan öğretim alt yapısını yeterli bir şekilde hazırlayamamış olmasının,

     

    –  Güvenli olmayan platformlardan ders işlenmesine çalışılsa bile ders işlenememesinin,
    sonuçlarını öğretmenlere ödetmeye çalışmaktadır.

     

    Öğretmen ek dersini tam almış olsa bile maaşı yönünden yoksulluk sınırı altında olduğu açıktır.

     

    Öğretmenler bu durumlarının; az da olsa hafifleticisi olan ek derslerinin gasp edilmesiyle ekonomik olarak daha da yıkıma uğrayacaktır.

     

    Hükümet toplu sözleşme masasında kabul ettiği öğretmenden kaynaklı olmayan nedenlerle eğitim öğretime ara verilmesi hallerinde gelir kaybına uğramaması yönündeki maddeye aykırı davranarak adeta tasarrufa yönelmektedir. MEB bütçesinde 2020 yılı için ödenecek ek ders ücretleri belirlenmiştir. Yani hükümet toplu sözleşmede pazarlık yaparken bu ücreti ödemeyi kabul etmiştir. Fakat öyle anlaşılmaktadır ki dünyanın önde gelen bütçelerinden birine sahip (!) herkesin kıskandığı ülkemiz bütçesini yamamak için öğretmenlerin ek dersine göz dikilmiştir.

     

    Sadece bu hafta yapılan uyum programında okul öncesi ve birinci sınıf öğrencileri için yapılan yüz yüze derslerde pandeminin sağlıklarında yarattığı riske rağmen birebir derse giren öğretmenlerden yapılacak kesinti milyon TL’leri bulacaktır. Yani risk alan öğretmenleri teşvik etmesi gereken bakanlık bırakın teşviği adeta hak edilen ücrete göz dikmiştir.

     

    Bir taraftan 2020-2021 de yüz yüze yapılsaydı verilecek bütün kazanımları verilecek denilirken diğer taraftan ilkokullarda pedagojik ve bizce de haklı gerekçelerle ders saatleri ilkokulda günlük 4, ortaokulda günlük 6 saate düşürülmüştür.

     

    Bu azaltmanın bütçeye yansıması de milyonlarca TL tasarruftur.

     

    MEB yayımladığı genelge ile hukuki dilden konuşsa da sosyal devlet ilkesine aykırı davranmaktadır. MEB bir taraftan ispatı olmayan ya da çok zor olan EBA dışı platformlardan yapılacak derslerin de ek ders olarak kabul edileceğini söylerken diğer taraftan Ders Ücretlerine İlişkin Karar’da yer alan;

     

    “… Ek ders ödemelerinden harcama yetkilisi, ödeme emri belgesini düzenleyen gerçekleştirme görevlisi ve bu Kararda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde ek ders görevinin gerçekleştiğine ilişkin belgeyi düzenleyen ve onaylayan diğer gerçekleştirme görevlileri müteselsilen sorumludur. (2) Yapılan inceleme sonucunda fiilen yapılmadan ve gerekli koşullar oluşmadan ödendiği anlaşılan ek ders ücretleri ilgililerden yasal faizi ile birlikte geri alınır.”

     

    Hükümleri hatırlatılarak aba altından sopa gösterilmiştir.

     

    Bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir. Öğretmenlerin talebi öncelikle okula dönüp yüz yüze eğitime bir an önce başlamak daha sonra ise bunun yapılamadığı durumların sorumlusu olarak görülmemektir.

     

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasada da yer aldığı gibi “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Sosyal devlet, bu tür salgın dönemlerini fırsata dönüştüren değil aksine fedakarca çalışanları teşvik etmekle olur. Hukuk devleti ise hukuku dolanarak kazanılmış hakların gasp edilmesini değil hukuku çalışanların lehine yorumlayarak mağdur etmemeyi gerektirir.

     

    Bu nedenlerle MEB tarafından yapılan gasp düzenlemesini bugün itibariyle Danıştay nezdinde yargıya taşıdık.

     

    Düzenlemenin yarattığı hak kayıplarının telafisi için örgütlülüğümüzden gelen demokratik ve hukuksal tüm haklarımızı kullanmaktan geri durmayacağız.

     

    Eğitim-İş olarak her zaman olduğu gibi haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı durmaya devam etmeye, üyelerimiz ve tüm eğitim ve bilim iş görenleri ile birlikte mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 06. Danıştay: Kamu Konutlarında İşgaliye Alınamaz

    Bir üyemizin Ankara’da kamu konutu olarak tahsis edilmiş konutta kalma süresi dolması üzerine konutu boşaltması istenmiştir. Bazı gerekçelerle konutu terk etmeyen üyemize Kamu Konutları Yönetmeliğinin 34.maddesine eklenen;

     

    20 nci maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca İdarece konutta oturmasına izin verilenler hariç olmak üzere, 33 üncü madde gereğince konutta oturma süresini doldurduğu veya konutta oturma hakkı sona erdiği halde konutu tahliye etmeyenlerden, konutu on beş gün içerisinde tahliye ederek boşaltması, aksi takdirde bu sürenin bitiminden itibaren işgaliye bedeli alınacağına ilişkin olarak İdarece yapılacak tebligata rağmen, konutu tahliye ederek boşaltmayanlardan, yeni bir tebligata gerek olmaksızın, konutun tahliye tarihine kadar geçecek süreler için ödenmesi gereken kira bedeli yerine işgaliye bedeli tahsil edilir. Bu bedel; konutun tahliye edilmesi gereken tarihten sonraki üç ay için, ödenmesi gereken kira bedelinin (yakıt, elektrik, su vb. hariç) iki katı, daha sonraki aylar için ise dört katı olarak uygulanır. Ancak, bu şekilde oturulan süreler 33 üncü madde ile belirlenmiş olan sürelerin uzatılması sonucunu doğurmaz ve oturanlar yönünden bir hak teşkil etmez.”

     

    Hükmü gereği işgaliye bedeli tahsil edilmiştir. Bu bedele yapılan itiraz sonucunda idare tarafından olumsuz cevap verilmesi üzerine açılan davada Danıştay;

     

    “2946 sayılı Kanunun 8. maddesinde; konutta oturma süresi sona erenlere karşı idarelere sadece “konutu boşalttırma” yetkisi tanınmış, konutun boşaltılmaması durumunda, idareye işgaliye bedeli tahsil yetkisi verilmemiştir.”

     

    Gerekçesiyle yönetmeliğin 34. Maddesi 3.fıkrasının iptaline karar verirken

     

    Davacı üyemizin talebine yönelik ise;

     

    Davacının maaşından işgaliye bedeli altında yapılan kesintilerin, idareye başvurduğu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıyla ödenmesine karar verilmiştir.

     

    Emsal niteliğindeki bu karar geçmişte bu mağduriyeti yaşayanlar açısından da önemlidir.

     

    Eğitim İş olarak; başta hak aramada geri durmayan üyemiz ile davada emeği olan avukatlarımız Av. Tansu Batur, Av.Jale Kural, Av. Burak Sabuncu’yu tebrik ediyoruz.

     

    Eğitim-İş kamuda yaşanan her türlü hukuksuzluklara karşı mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Danıştay Kararı İçin Tıklayınız

  • 07. Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmelik Değişikliğini Yargıya Taşıdık

    19.06.2010 tarihinde yayımlanan yönetmelik değişikliği sonrasında yönetmeliğe yönelik birçok tartışma olmuştur.

     

    Öncelikle 2010 yılında muaf edildikleri için mağdur edilen öğretmenlerin tepkileri ve yoğun haklı talepleri söz konusudur.

     

    Daha önce; sadece zorunlu hizmete tabi öğretmenlere zorunlu hizmeti tamamladıkları kurumda devam etmeleri halinde zorunlu hizmet süresinden sonra verilen ek hizmet puanı (yüzde 25,50,100 artırımlı puan) uygulamasının haksızlık yaratan, aynı kurumda çalışanlar arasında eşitsizliğe yol açan bölümlerini sendika olarak yargıya taşımıştık.

     

    Derdest olan davamız devam ederken MEB yönetmelik değişikliğine gitmiştir. Değişikliğe göre zorunlu hizmeti tamamladıktan sonra başka kurumlara gidenlere de ek puan verilecektir.

     

    Fakat özellikle 2000 ve 2010 tarihlerinde zorunlu hizmetten muaf olanlar kapsam dışı bırakılmıştır. Birçok öğretmenimiz 2010 yılında zorunlu hizmette çalışmakta iken bakanlık tasarrufu ile zorunlu hizmetten muaf edilmişlerdir. Bakanlık tasarrufu ile muaf olan öğretmenlerin bu haktan mahrum bırakılmaları yani öğretmenden kaynaklı olmayan bir durumdan zarar görmelerinin yanlışlığını her defasında dile getirdik.

     

    Aynı kurumda çalışan öğretmenler arasında da farklılık yaratan bu uygulamanın yanlışlığı noktasında bakanlık bir nebze adım atmış olsa da öğretmenlerin geçmişten gelen hak kayıpları olduğu gibi bugün itibariyle de aynı kurumda çalışan tüm öğretmenlerin aynı haktan yararlanamamaları nedeniyle sorunlar söz konusudur.

     

    Bu konuyu da içeren davamız Danıştay nezdinde açılmış olup MEB tarafından yargı sonucu beklenmeden bu noktada adım atılması yerinde bir karar olacaktır.

     

    Dava dilekçemizde ayrıca; yönetmelik değişikliği ile getirilen ve hizmet puanı sistemini tümden değiştiren düzenlemelerin öncelikle yürütmesinin durdurulmasına ardından iptaline yönelik talepler yer almıştır.

     

    Hizmet puanını adeta her alanın teşvik noktası, performans ölçeği ve ödülü haline getiren, koyulan kriterleri öğretmenlik mesleğinin ve görevinin önüne geçirilerek sadece bu kriterlere yönelmeyi önceleyen anlayışı kabul etmiyoruz.

     

    Yüksek lisans, doktora, eTwining, TÜBİTAK projeleri gibi tüm öğretmenlerin eşit şartlarda ulaşma ve gerçekleştirme olanağı olmayan, ödül gibi adeta kayırmacılığın adı olan kriterlerin hizmet puanı konusu yapılması eğitim öğretim sürecini değil bu kriterleri öncelikli kılmaya yöneliktir.

     

    MEB zorunlu hizmet sorununu dava sonucunu beklemeden çözmeli, getirilen kriterlerin uygulanması için de en azından yargı sonucunu beklemelidir.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 08. Eğitim-İş Üyelerine Verilen Haksız Cezaları Hukuk Önünde Bir Bir Kaldırtıyor

    Sosyal Medya paylaşımları nedeniyle haklarında açılan idari soruşturma sonucunda görevinden uzaklaştırılan, Nevşehir Şube Sekreterimiz Cengiz YURT ve Nizip Temsilcimiz Hasan İNAL’a verilen haksız cezaları iptal ettirdik.

     

    Anayasa’da yer alan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında tüm yurttaşların şiddet içermediği sürece düşüncelerini sosyal medya üzerinde ifade etme haklarının olduğunu her zaman ifade ettik ve bunun için mücadele ettik.
    Bu mücadelemiz sonucunda Nevşehir Şube Sekreterimiz Cengiz YURT ve Nizip Temsilcimiz Hasan İNAL’a verilen cezaları mahkemelerden iptal ettirdik.

     

    Nevşehir İl Temsilciliği Yönetim Kurulu Üyemiz Cengiz YURT Nevşehir Lisesi’nde 4/B statüsünde sözleşmeli personel olarak görev yapmakta iken 18.10.2019 tarihinde sosyal medya paylaşımından dolayı sözleşmesi askıya alınmıştı. İdare Mahkemesine açtığımız davada, mahkeme taleplerimizi haklı bularak, üyemizin göreve iadesi ile ilgili gerekli karar verilmiştir. Bugün İtibarıyla Nevşehir Valiliğine Gerekli girişimde bulunarak üyemizin mali ve sosyal haklarının iadesini talep ettik. Mücadelemiz sürüyor.
    Öte taraftan, 24 Haziran 2018 seçimleri öncesinde Gaziantep’te AKP adayları ile kol kola seçim çalışmaları yürüten kamu görevlilerini deşifre eden Nizip temsilcimiz Hasan İNAL önce sürgün edilmiş, sonrasında da sosyal medya hesabında yaptığı eski paylaşımlar gerekçe gösterilerek hakkında disiplin cezası verilmişti.

     

    Daha öncesinde, “sürgüne” karşı açtığımız davayı kazanmış ve bunu kamuoyuna duyurmuştuk.

     

    Bununla birlikte disiplin cezasının iptali için açtığımız davada İdare Mahkemesi bu kez de; Cumhurbaşkanı ile Galatasaray ve Fenerbahçe Spor Kulüplerinin eski başkanlarının resimlerinin yer aldığı fotoğraf/resim ile “Fenerbahçelileri kurtaran Allah bizi de kurtarır!” ve “dolar rabiayı geçti osmanlı şamarına doğru gidiyor” şeklindeki paylaşımların ifade özgürlüğü niteliğinde olduğu ve bu paylaşımlar nedeniyle disiplin cezası uygulanamayacağına hükmetmiştir.

     

    Sendikamız tarafından takip edilen bu davalar neticesinde ortaya çıkan bu kararların, “had bildirme” amaçlı, sürgün ve disiplin cezalarını sopa gibi kullanmaya çalışanlara ders olmasını umuyor, haksızlığa uğrayan tüm eğitim emekçilerin yanında, yandaşlığı görev edinenlerin karşısında durmaya kararlılıkla devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

     

    Yaşasın Eğitim-İş

     

    Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz.

  • 09. Danıştay’dan Proje Okulu Kararı

    Milli Eğitim Bakanlığı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları Yönetmeliği 01.9.2016 tarihinde yayımlanmıştı.

     

    Yönetmeliğin yayımlanmasının ardından kısa bir süre içerisinde yönetmeliği yargıya taşımıştık.

     

    –  2016 yılından bugüne yönetmelikten önceki tarihte göreve başlamış mevcut öğretmenlere 4 yıllık sürenin uygulanmasını düzenleyen geçici 1. maddesinin, öğretmen ve yönetici atamaya ilişkin 13. ve 14. maddelerin

     

    –  8. maddede öğretmen olarak atanacaklarda aranacak şartlar içerisinde yer alan “Başvurunun son günü itibarıyla, son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu aylıktan kesme ya da daha üst ceza almamış olmak” ibaresinin

     

    –  9. maddede yönetici atama şartları arasında yer alan “”Başvurunun son günü itibarıyla, son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu aylıktan kesme ya da daha üst ceza almamış olmak” ibaresinin öncelikle yürütmesinin durdurulması ardından ise iptaline karar verilmesini talep etmiştik.

     

    2016’dan bugüne kadar gelen süreçte geçici madde iptal edilerek bakanlıkça 6/7/2018 tarihinde

     

    “(1) Proje okullarında görev yapmakta olan öğretmenlerin görev süreleri, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle başlar.” düzenlemesi yapılmıştı.

     

    06/7/2018 tarihinde yapılan değişiklik yargı kararı gereği yapılmıştı.  Bu gelişme sonucunda; 2016 yılında bir anda ilişiği kesilen öğretmenlere yönelik yeni bir hukuki durum ortaya çıkmış aynı zamanda yapılan değişiklikle göreve devam eden öğretmenlerin görev süreleri (yönetmelik öncesi süreç sayılmadan) hesaplanmaya başlanmıştır.

     

    Ayrıca; öğretmen ve yönetici atamalarını düzenleyen 13. ve 14. maddelerde duyuru yer almadan atama yapılabilmesi Danıştay tarafından eksik düzenleme olarak görülmüştür.

     

    Davamız ile ilgili Danıştay 2. Dairesinin 24/12/2019 tarihli kararında ise;

     

    1. “Öğretmen olarak atanacaklarda aranacak genel şartlar” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendindeki “Başvurunun son günü itibarıyla, son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu aylıktan kesme ya da daha üst ceza almamış olmak” ibaresinin İPTALİNE;

     

    2. ”Yönetici olarak görevlendirileceklerde aranacak genel şartlar” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendindeki “Başvurunun son günü itibarıyla, son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu aylıktan kesme ya da daha üst ceza almamış olmak” ibaresinin İPTALİNE; karar verilmiştir.

     

    Yani idare öğretmen ya da yönetici olarak proje okullarına atanmada engel olarak koyduğu “Başvurunun son günü itibarıyla, son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu aylıktan kesme ya da daha üst ceza almamış olmak” ibarelerini iptal etmiştir.

     

    Eğitim-İş olarak hukuki mücadelemizi devam ettireceğimizi Milli Eğitim Bakanlığına tekrar hatırlatmak istiyoruz.

     

    Sayın bakanı ve bakanlık yetkililerini uyarıyoruz:

     

    Proje okulu uygulamasının az sayıda okul ve özel durumlar için uygulanması amaçlandığı ifade edilmiştir.  Gelinen noktada sadece sınavla öğrenci aldığı için proje okulu yapılan yani sınavla öğrenci alması proje kabul edilen okullar olduğu görülmektedir.

     

    Kaldı ki proje okulları kritersiz atamalar (öğretmen/yönetici) nedeniyle iktidarın en kolay oynayabildiği alan olmuştur. Proje okullarında hakkı ile yani liyakat esasına göre atanan öğretmen sayısı neredeyse yoktur. Son zamanlarda bu okullarda görev yapan öğretmenlerin idarelerce tehdit aracı olarak kullanıldığı unutulmamalıdır. Öğretmeler sendikal ya da başka gerekçelerle görev sürelerinin uzatılmaması gibi tehditlerle karşı karşıya bırakılmaktadırlar.

     

    Proje okulu uygulaması kaldırılmalıdır. Sınavla öğrenci alan eğitim kurumları için tecrübemiz vardır. Geçmiş yıllarda az sayıda olan Fen/Sosyal Bilimler/Anadolu Öğretmen/Anadolu liselerimizde öğretmen alımı tecrübesi unutulmamalıdır. Yargı kararları da bu doğrultudadır.

     

    Proje okulu uygulaması ile adeta başarıdan başarıya koşan tek bir okul örneği gösteremezsiniz ama bu uygulama ile okulların içleri boşaltıldığı, öğretmenlerin görevine son verildiği ve liyakatsiz yönetici atamaları yapıldığı için başarısız duruma düşmüş birçok okul söyleyebiliriz.

     

    Milli Eğitim Bakanlığının 10-11 Ekim 2019 tarihlerinde gerçekleştirdiği ve Eğitim-İş olarak maksimum katkı sunduğumuz çalıştay sonunda katılan tüm grupların ortak payda olarak vurgu yaptığı “PROJE OKULU UYGULAMASI VE ÖĞRETMEN/YÖNETİCİ ATAMALARI” önerileri bir an önce hayata geçirilmelidir.

     

    Aksi halde yapılan çalıştayların hiç bir anlamı ve karşılığı olmadığı sonucu hakim olmaya devam edecek, verilen emeğe saygısızlıktan, kamu kaynaklarının israfından öteye gitmeyecektir.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Karar İçin Tıklayınız

  • 10. Danıştay Bilsem Öğretmen Alımı Yanlış Dedi

    Danıştay öğretmen atamalarına ilişkin düzenlemeler yönetmelikle yapılması gerekirken yönerge ya da buna dayalı çıkarılan kılavuz ile yapılmasının hukuka uygun olmadığına karar vermiştir. Eğitim-İş olarak 2015 yılında yayımlanan BİLSEM öğretmen alımı kılavuzuna açtığımız davada daha önce yürütmeyi durdurma kararı verilmişti.

     

    Danıştay şimdi de aynı davada esastan karar vermiştir.

     

    Karar gereği; “….. öğretmen alımının Yönetmelikle düzenlenmesi ve anılan Yönetmeliğin Resmi Gazetede yayımlanması gerekirken, Yönerge ile yapılan düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığından, anılan Yönergeye dayalı Kılavuz hükümlerinde de hukuka uygunluk bulunmamaktadır.”

     

    Gerekçesiyle kılavuzun atamayı etkileyen maddelerini iptal etmiştir.

     

    MEB tüm uyarılarımıza rağmen aynı hatada ısrar etmektedir.

     

    2020 Bilsem Öğretmen alımında da maalesef yargı kararına rağmen hazırlanmış kılavuz ile işlemler yürütülmektedir.

     

    Hukuka aykırı bu durumun MEB tarafından düzeltilmesi kaçınılmazdır.

     

    Eğitim-İş olarak MEB’i tekrar uyarıyoruz. Yargı kararlarını uygulayınız. BİLSEM gibi özel yetenekli öğrencilerin eğitim gördüğü kurumlara öğretmen seçiminde objektif, liyakat esaslı düzenleme yapılmalıdır. Böylesine hassas bir konuda yanlı, ayrımcı davranmak bu çocuklarımızın harcanması anlamına gelecektir.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Karar için tıklayınız

  • 11. Danıştay’dan Ders Ve Ek Derse İlişkin Esaslara İptal Kararı

    Bakanlar Kurulunun 2017/10010 sayılı kararı ile Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici Ve Öğretmenlerinin Ders Ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararın 4. Maddesinin (n) fıkrasında yapılan değişiklikle;

     

    “MADDE 1 – 1/12/2006 tarihli ve 2006/11350sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde yer alan “ders görevleri hariç olmak üzere,” ibaresi “ders görevleri ile” şeklinde değiştirilmiştir.”

     

    Şeklinde düzenleme yapılmış ve Değişiklikle madde metni;

     

    “ Yüz yüze eğitim: İşletmelerde meslek eğitimi ve staj kapsamında yapılan (Değişik İbare-BKK 2017/10010) ders görevleri ile, ilgili mevzuatı çerçevesinde belirlenen müfredat kapsamında öngörülen teorik ve uygulamalı derslerin eğitiminin derslik, bölüm, atölye ve laboratuvar gibi eğitim ortamlarında öğretmen-öğrenci bütünlüğünde yapılmasını, ifade eder.”

     

    Şekline dönüşmüştü.

     

    Ayrıca;

     

    “MADDE 5 – Aynı Kararın 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “ek” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.”

     

    Şeklinde düzenleme yapılmıştı

     

    Bu düzenleme ile:

     

    İşletmelerde Meslek Eğitimi ve Staj Kapsamında yapılan görevler ek ders kapsamında sayılırken düzenleme sonrasında maaş karşılığı görev (yüzyüze eğitim) kapsamına alınmıştı.
    Bu düzenlemeye açtığımız dava sonucunda Danıştay 11.Dairesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Yürütmeyi durdurma kararına MEB itiraz etmiş ve reddedilmişti.

     

    Danıştay  kararı esastan görüşerek MEB’in düzenlemesinin İPTALİNE karar vermiştir.

     

    Bu karara göre;  işletmelerde yapılan görevler aylık karşılığında değerlendirilmeyecek daha önce olduğu gibi maaş karşılığını doldurmuş olup olmadığına bakılmaksızın ek ders karşılığı sayılması uygulaması devam edilecektir.
    MEB bu karar sonrası  ders ücretlerine ilişkin esaslarda da düzenleme yapmalıdır.

     

    Merkez Yönetim Kurulu

     

    Karar İçin Tıklayınız

  • 12. YÖK Kararına Rağmen Öğretmenliğine Son Verilen Üyemizin Davasını Kazandık

    Balıkesir Üniversitesi Baskı Sanatları bölümünden mezun olduktan sonra YÖK’ün verdiği Görsel Sanatlar (Resim) Öğretmenliği ile eşdeğerlik belgesi ile öğretmenlik başvurusunda bulunan öğretmenin ataması yapılmış ve yıllar sonra (2019 yılında) müfettiş raporu ile ataması iptal edilerek öğretmenlikten alınmıştı.

     

    Öğretmene yapılan tebligatta müfettiş raporunda Talim ve Terbiye Kurulunun öğretmen olarak atanacaklara ilişkin kararında Baskı Sanatları bölümünün yer almadığı bu nedenle yapılan atamanın yanlış olduğu vurgulanmıştı.

     

    Bursa’da görev yapan üyemiz ile ilgili tesis edilen idari işlemin iptali için bölge avukatımız TUĞÇE ÇALIK KARADEMİR ve

     

    Bursa Şubemiz tarafından takip edilen dava üyemiz lehine sonuçlanmıştır.

     

    Mahkeme gerekçesinde YÖK’ün bu konuda belirleyici olduğuna ve YÖK’ün görüş ile kararlarına vurgu yapmıştır.

     

    Benzer konuda mağdur olan öğretmenlerin de beklediği davada verilen bu karar örgütlü mücadelemizin sonucunda elde edilmiş olup süreci takip etmeye devam edeceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Mahkeme kararı için tıklayınız

  • 13. Öğretmenliği Elinden Alınan Üyemizin Davasını Kazandık

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Eğitim-İş İzmir 2 No’lu Şube üyesi Sultan Neval Şimşek haksız soruşturmalara maruz kalmış ve soruşturma sonucunda disiplin cezalarının yanı sıra öğretmenlik görevinden alınarak memur olarak ataması yapılmıştı.

     

    Disiplin cezaları ve öğretmenlik görevinden alınmasına ilişkin işlemlere açtığımız davalardan öğretmenlik mesleğine son verilmesi işleminin iptali davasında karar çıktı.

     

    Kararda idari işlemin iptaline karar verilmiş olup gerekçede;

     

    Disiplin soruşturma raporunda tespit edilen hususların öğretmenlik mesleğini icra etmeye engel nitelikte olmadığı, nitekim işleme dayanak yapılan soruşturma raporunda da davacının öğretmenlik mesleğinde yetersiz olduğunun açıkça ortaya konulamadığı, öğretmenlik yapmasına engel durumu olduğunu gösteren herhangi bir sağlık raporunun da bulunmadığı anlaşılmış olup, şartları oluşmadığı halde davacının memuriyet sınıfının değiştirilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir.

     

    Bir Din Kültürü Öğretmeninin, derslerde çocuklara aklını kullanmasını, sorgulaması gerektiğini söylemesi öğretmenlik yapmasına engel değildir. Hizmet sınıfının değiştirilme gerekçesinde; “derste alakasız bir şekilde dinden uzak konulardan bahsederek öğrencilerin kafasını bulandırdığı, kendi doğruları ve yorumu ile hiçbir dinde kabul görmeyen ifadeler sarf edip ders işleyerek sınıf içinde gruplaşmaya ve tartışmalara sebep olduğu” ifadelerine yer verilmiştir.

     

    Eğer bunun önü açılırsa, düşünceye önem veren, düşünmeye, sorgulamaya sevk eden eğitimi benimseyen her öğretmen hizmet sınıfının değiştirilmesi riski altında, geri hizmete çekilme, öğretmenlikten kopartılma baskısı altında eğitim vermeye çalışacaktır.

     

    Sabit fikre, gericiliğe, hukuk “hayır” demiş; düşünmeye, sorgulamaya, eğitime yol vermiştir.

     

    Bu karar bu sebeple önemlidir. Birçok soruşturma ve baskıya maruz kalan ve hiç birinde geri adım atmayarak mücadelesini sürdüren aynı zamanda “Din Dersi Dinimi Yedi” adlı kitabın da yazarı olan üyemizin haklı davasını takip eden bölge avukatımız Atalay Aksay’ı ve tüm emeği geçenleri tebrik ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU