2021 Yılında Açılan Davalar

  • 01. Danıştay Toplu Sözleşme İkramiyesinde Baraj Garabetine Dur Dedi

    25.08.2021 tarih ve 31579 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Görevlilerinin Geneline Ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali Ve Sosyal Haklara İlişkin 2022 Ve 2023 Yıllarını Kapsayan 6. Dönem Toplu Sözleşme’nin “Kamu Görevlilerinin Geneline Yönelik Mali ve Sosyal Haklar” başlığını taşıyan İkinci Kısmının “Kamu Görevlilerinin Geneline Yönelik Toplu Sözleşme” başlığını taşıyan Birinci Bölümünün “Toplu Sözleşme İkramiyesi” başlığını taşıyan 23. Maddesinde;

     

    (1) 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 4 üncü maddesinde yer alan “üyelik ödentisi kesilen kamu görevlilerine” ibaresi, “kamu görevlisi sendikasının kurulu olduğu hizmet kolundaki sendika üyesi olabilecek toplam kamu görevlisi sayısının en az %1’inden fazla sendika üyesi kaydeden sendikalara üyelik ödentisi kesilen kamu görevlilerine” şeklinde, “kırkbeş Türk Lirası” ibaresi “2119 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak tutarda” şeklinde uygulanır. düzenlemesine yer verilmiştir.

     

    Bu düzenleme ile açıkça 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 4. Maddesi sınırlandırılmış ve Anayasal güvence altına alınmış sendikal haklar ile örgütlenme hürriyetini hiçe sayar şekilde %1 baraj garabeti getirilerek, bu şartı taşımayan sendika üyelerinin 400TL toplu sözleşme ikramiyesinden yararlanamayacağı kararlaştırılmıştı.

     

    Malum yetkili sarı sendikaların, kamu emekçilerinin kendi sendikalarına üye olacağı beklentisiyle yapmış olduğu bu girişime zaten kamu emekçileri itibar etmeyip, bu hayallerinin sahada hüsranla sonuçlanmasından sonra bu hukuksuzluğa bir tokat da Danıştay’dan gelmiştir.

     

    Birleşik Kamu İŞ Konfederasyonumuz ve Eğitim-İŞ olarak bu hukuksuzluğa karşı en başından itibaren dayanışma örülerek başkaca kitle örgütleri ile alanlarda yükseltilen mücadele ortaya konan hukuki girişimler sonuç vermiş ve gelinen noktada Danıştay da bu garabet düzenlemenin yürütmesini durdurmuştur.

     

    Konfederasyonumuza bağlı kardeş sendikalarımızca açılan ve Eğitim-İŞ olarak müdahil olduğumuz bu davalar neticesinde Danıştay’ın bu kararı ile %1 barajı şartı söz konusu olmaksızın tüm sendikalara üye kamu emekçileri toplu sözleşme ikramiyesinden yararlanabilecektir.

     

    Bu kararın örgütlenme özgürlüğü ve sendikal hakları “Merdiven altı sendika” deyimi ile anlayanlara ışık tutmasını diliyor, sendikal hak ve hürriyetleri geriletmeye çalışanların karşısında dimdik durmaya devam edeceğini tekraren ilan ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 02. Ses Ve Görüntü Alınmasını Engellemeye Yönelik Emniyet Genelgesine Yürütmeyi Durdurma Kararı

    İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 27/04/2021 tarih ve 2021/19 sayılı, “Ses ve görüntü kaydı alınması” konulu Genelgesi ile “…personelimizin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği hususlarında tüm personelin bilgilendirilmesi…” şeklinde düzenlenen ve özellikle toplantı ve gösteri yürüyüşleri ya da basın açıklamalarında kolluk güçlerinin ses ve görüntü alınmasını engellemeye yönelik girişimlerini hukuksuz şekilde meşrulaştırma amacını güden genelgenin sendikamızca açılan dava neticesinde yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

     

    Karar için tıklayınız

  • 03. Bir Sendikal Eylem Kararımızın Daha Meşruluğu Ve Haklılığı Mahkemece Tescillenmiştir

    Nöbetçi öğretmenlere görev tanımlarında bulunmamasına rağmen okul öğrenci servislerinin denetimlerini yapmaları yönünde verilen görevlerin angarya niteliğinde olması nedeniyle, bu görevlerin yerine getirilmemesi yönünde eylem kararı aldığımızı duyurmuştuk.

     

    Bu kararımız doğrultusunda, üyelerimiz kendilerine verilen bu hukuksuz görevleri yerine getirmeyeceklerini ilgili idarelere bildirmiş ancak kimi idareler bu sendikal eylem kararına rağmen bazı üyelerimize yıldırma amaçlı disiplin cezası vermişti.

     

    Üyelerimize verilen bu disiplin cezalarının iptali için açtığımız davada mahkeme sendikal faaliyet hakkını bir kez daha tescillemiş, angaryacı anlayışa bir kez daha hukukun varlığını hatırlatmıştır.

     

    Bu yönüyle daha önce defalarca örneğini yaşadığımız üzere Sendikamızca alınan bir eylem kararının daha meşruluğu ve haklı olduğu mahkemece tescil edilmiştir.

     

    Eğitim-İş’in örgütlü mücadelesi dayatmacı anlayışa karşı sarsılmaz duruşunu bir kez daha ortaya koymuş, eğitim emekçilerinin hukukunun sonuna kadar takipçisi olduğunu bir kez hatırlatmıştır.

  • 04. Eğitim-İş’ten Hukuki Kazanım

    Devlet Memurları Yiyecek Yardımı Yönetmeliğine göre kamu çalışanlarına öğle yemeği yardımı yapılmakta ve yemek maliyetinin bir kısmı devlet(kurum) bütçesinden karşılanmaktadır. Çorum ilinde de Milli Eğitim Müdürlüğü okul ve kurumlarda çalışan kamu görevlileri için öğretmenevi ile anlaşarak yönetmelik kapsamında öğle yemeği uygulaması yapmıştır.

     

    Bu uygulamadan tüm çalışanların ( memur, hizmetli, müdür, müdür yardımcısı… ) yararlanması sağlanmıştır. Ancak Çorum Şubemizin Özlük Hukuk Sekreteri öğretmen Saim Erdoğan’ın söz konusu uygulamadan yararlanmak istemesi üzerine öğretmen olduğu, kapsam içinde olmadığı gerekçesiyle yararlanamayacağı idare tarafından ifade edilmiştir. Yani aynı saatte bir memur daha ucuza yemek yerken öğretmenlerin normal tarifeden pahalı yemek yemelerine yönelik bir uygulama ile karşı karşıya bırakılmıştır.

     

    Resmî yazışmalar neticesinde talebin reddedilmesi üzerine sendikamız Hukuk Bürosu aracılığıyla açılan davada Çorum İdare Mahkemesi aleyhte karar vermiş konu istinaf mahkemesi olan Samsun Bölge İdare Mahkemesine taşınmıştır.

     

    İstinaf mahkemesi emsal nitelikte bir karara imza atarak haklılığımızı tescillenmiştir.

     

    Bu karar sonrasında memurlara verilen öğle yemeği uygulamasından öğretmenlerin de yararlanabilmesinin yolu açılmıştır.

     

    Toplu sözleşme taleplerimizde de yer alan ve mevzuatta bulunduğu halde yiyecek yardımından öğretmenlerin yararlandırılmaması yargı tarafından iptal edilmiştir.

     

    Öğretmenlerin yönetmelikte yer alan yiyecek yardımı haklarından yararlanabilmeleri için sendikamız tarafından gerekli çalışmalar yapılmaktadır.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

     

    Karar İçin Tıklayınız 

  • 05. Proje Okulları Yönetmeliğine Danıştay’dan İptal Kararı

    01.09.2016 tarih ve 29818 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları Yönetmeliği yayımlanmıştır.

     

    Her yönüyle kayırmacı ve torpilci sistem üzerine kurgulanmış bu Yönetmelikte, idarenin “kendisinden olmayan” öğretmen ve yöneticileri idari soruşturmalar ve disiplin cezaları ile proje okullarından uzak tutma amacına hizmet eden 8/1-ç ve 9/1-c maddeleri iptali amacıyla Sendikamızca dava açtığımızı duyurmuştuk.

     

    Davayı gören Danıştay 8. Dairesi gerekçelerimiz doğrultusunda;

     

    “Öğretmen olarak atanacaklarda aranacak genel şartlar” başlıklı 8. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendindeki “başvurunun son günü itibarıyla, son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu aylıktan kesme ya da daha üst ceza almamış olmak” ibaresinin iptaline, ancak aynı bentte yer alan “veya soruşturma sonucu görev yeri değistirilmemiş olmak” ibaresi yönünden ise davanın reddine, ayrıca “Yönetici olarak görevlendirileceklerde aranacak genel şartlar” başlıklı 9. maddenin 1. fıkrasının (c) bendindeki “başvurunun son günü itibarıyla, son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu aylıktan kesme ya da daha üst ceza almamış olmak” ibaresinin iptaline, aynı bentte yer alan “veya yöneticilik görevi üzerinden alınmamış olmak” ibaresi yönünden ise davanın reddine karar vermişti.

     

    Bu karara karşı yapmış olduğumuz temyiz başvurusu neticesinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu temyiz istemimizi haklı bularak; Yönetmeliğin 8. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendindeki “veya soruşturma sonucu görev yeri değiştirilmemiş olmak” ibaresi ile 9. maddenin 1. fıkrasının (c) bendindeki; “veya yöneticilik görevi üzerinden alınmamış olmak” ibarelerinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek Daire kararının bu yönde bozulmasına karar vermiştir.

     

    Bu karar neticesinde proje okullarına öğretmen ve yönetici atamada tam bir keyfiyet içerisinde olan idarenin, haksız, keyfi ve kayırmacı amaçlar ile tesis ettiği disiplin cezaları ve yer değiştirme, görevden uzaklaştırma işlemleri bu proje okullarına atanma ve görevlendirilmede engel teşkil edemeyecektir.

     

    Bakanlığı Danıştay’ın bu kararda yer alan tespitleri dikkatle incelemeye; şeffaflıktan uzak, kariyer ve liyakat ilkeleri gözetilmeksizin bütünüyle keyfi atama ve göevlendirmeler ile yürüttüğü proje okullardaki görevlendirme ve atama işlemlerine ilişkin adil ve liyakatı önceleyen bir düzenleme yapması konusunda tekraren uyarılarımız dikkate almaya davet ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 06. Okullarda Milli Bayramların Kutlanmasını Kaldıran Düzenlemeye Danıştay’dan İptal Kararı

    8 Haziran 2017 tarih ve 30090 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği ile Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Ve Orta Öğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği ve Milli Eğitim Bakanlığı Sosyal ve Kültürel Yarışmalar Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmış, Yönetmelik ile okullarda Milli Bayramlarımız ve Yerel Kurtuluş günlerinin kutlanması, Atatürk Milliyetçiliği ile Atatürk İlke ve İnkılapları vurguları yönetmelikten çıkarılmıştı.

     

    Türkiye’nin ulusal ve milli değerleri açısından hayati öneme sahip bayramlarımızın kutlanmasına yer verilmemesine rağmen, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü, Kut’ül Amare Zaferi, Kutlu Doğum Haftası adında yeni etkinlik günleri belirli gün ve haftalar çizelgesine eklenmişti.

     

    Söz konusu düzenleme bununla da kalmamış; yönetmeliğe yeni bir kavram olarak eklenen “gönüllüler” ifadesi ile okullarda dini faaliyetler yürütmesi amaçlanan dernek, vakıf, tarikat, cemaatlerin etkinliklerine ve bu etkinlikleri finanse edebilmelerine yasal dayanak yaratma amacı ortaya konulmuştu.

     

    Sistematik olarak mevzuattan ve okullardan Ulu Önder Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine dair her türlü izin silinmesi gayretine sessiz kalmayacağımızı, Milli Bayramlarımıza sahip çıkacağımızı, okullarımızda laik eğitimin geriletilmesine izin vermeyeceğimizi ifade ederek, Yönetmeliğe dava açacağımızı duyurmuştuk.

     

    Açtığımız davada Danıştay öncesinde yürütmesini durdurduğu düzenlemelere ilişkin davanın esası bakımından da iptal kararı vermiştir.

     

    Eğitim-İş olarak her baskıya rağmen Atatürk devrimleri ışığında laik, çağdaş eğitimin savunucusu olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 07. İşletmelerde Meslek Eğitimini Maaş Karşılığı Sayan Düzenlemede Nihai Karar

    03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 13/03/2017 tarih ve 2017/10010 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Bakanlar Kurulu Kararı’nın 1. maddesi ile 01/12/2006 tarih ve 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar’ın 4. maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde yer alan “ders görevleri hariç olmak üzere” ibaresinin “ders görevleri ile” şeklinde değiştirilmesine ve 5. maddesi ile aynı kararın 15. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “ek” ibarelerinin madde metninden çıkarılmasına dair düzenlemelerin iptalini istemiştik.

     

    Eğitim-İş olarak açtığımız davada düzenlemenin yürütmesi durdurulmuştu. Yürütmeyi durdurmaya idare tarafında itiraz edilmiş ve itirazı reddedilmişti.

     

    Esasa ilişkin kararda da lehimize karar çıkmıştı. İdare konuyu temyiz etmişti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu temyiz talebini karara bağlayarak iptal kararını ONAMIŞTIR.

     

    Bu aşamada idarenin bugüne kadar yapmadığı düzenlemeyi yaparak “Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar” a işlemesi, o dönemde hak kaybı yaşayan öğretmenlerin hak kayıplarının da ödenmesi gerekir.

     

    Mağduriyetlerin giderilmesi ve kamu zararı oluşturulmaması için bakanlığa başvurduk.

     

    Eğitim-İş olarak sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 08. Nutuk’u Sakıncalı Gören İlçe Milli Eğitim Müdürü Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk

    Mersin Çamlıyayla İlçe Milli Eğitim Müdürünün Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yazılan ve aynı dönemde TBMM’de bizzat okuduğu NUTUK’un okullarda okutulmasını sakıncalı gören ilçe milli eğitim müdürü hakkında suç duyurusunda bulunduk.

     

    1739 sayılı yasada yer alan “Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;” amacına aykırı bir şekilde hareket eden ve bunu resmi yazıda açıkça ifade eden ilçe Milli Eğitim Müdürü hakkındaki dilekçemizde;

     

    Kamu görevi ve kamu görevinden gelen gücü kullanarak bu fiili gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında 5816 sayılı ATATÜRK Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun kapsamında “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret”, TCK 257. madde kapsamında ise “Görevi Kötüye Kullanma” suçlarını işlediği belirtilerek Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiştir.

     

    Eğitim-İş olarak konunun takipçisi olmaya, aleni hale gelmeye başlayan Atatürk aleyhindeki faaliyetlerle ilgili mücadele etmeye devam edeceğimizi belirtiyor, Milli Eğitim Bakanlığını ilgili hakkında gereğini yapmaya davete diyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 09. Eğitim Kurumlarının Dernek ve Vakıflara Peşkeş Çekilmesine Danıştay “Dur” Dedi

    21.07.2017 tarih ve 30130 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Taşınmazları Üzerinde Eğitim ve Yurt Faaliyetleri İçin Üst Hakkı Tesis Edilmesine İlişkin Yönetmelik ile eğitim kurumları dahil kamu taşınmazlarının değişik adlar altında dernek ve vakıflara devredilebilmesinin önü açılmıştı.

     

    Yönetmeliğin, kamu taşınmazlarının özellikle dernek ve vakıflara devredilebilmesine ilişkin hükümlerini yargıya taşımıştık. Danıştay 8. Dairesi tarafından,

     

    “,,,bedelsiz kullanma izni verilmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığına, yetki verilmiş olup, ”Kanuni idare” ilkesi uyarınca kanunla verilen bu yetkinin usulüne uygun kullanılıp kullanılmadığının yargısal olarak denetlenmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir.

     

    İdare Hukukunun temel ilkeleri gereği; normlar hiyerarşisinde kanunlardan sonra gelen yönetmelikler bir kanun hükmüne dayalı olarak hazırlanır ve kanun hükümlerine açıklık getirilmek suretiyle uygulamaya geçirilmesi amaçlanır. Bununla birlikte, normlar hiyerarşisindeki düzenleme soyuttan somuta doğru kademeli bir sistem içermektedir. Anılan sistemde bir üst norm bir alt norma oranla daha genel ve soyut ifadeler taşımakta, bir alt norm ise daha özel ve somut ifadelerle bir üst normun ne amaçlamak istediğini somut olarak ortaya koymaktadır.

     

    4706 sayılı Kanunun ek 4. maddesi uyarınca belirlenen şartları taşıyan, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler lehine, mülkiyeti Hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde eğitim ve yurt faaliyetlerinde kullanılmak üzere üst hakkı tesis edilebilecektir. Diğer bir ifade ile 4706 sayılı Kanunun ek 4. maddesinin lafzi ve amaçsal yorumu gereği bu taşınmazların bir kısmının gelir amaçlı olarak ticari faaliyetlerde kullanılması veya üçüncü kişilere kullandırılması mümkün ise de tamamının eğitim ve yurt temini amacı dışında kullanılamayacağı açıktır. Nitekim, amacı dışında kullanılamayacağı hususunun tapu kütüğüne şerh edileceği, maddede açıkça kurala bağlanmıştır. Söz konusu vakıfların ve derneklerin, taşınmazları eğitim ve yurt faaliyetleri ile ticari faaliyetlerde kullanmalarından elde edilen gelirin tamamı ise münhasıran öğrencilere yönelik eğitim kurumlarının veya yurtların yapım, bakım, onarım, işletim ve benzeri giderlerinin karşılanmasında kullanılabilecektir. Bu bakımdan, taşınmazların tamamının eğitim ve yurt faaliyeti dışında, üçüncü kişiler tarafından kullanılması ve gelir elde edilmesi mümkün değildir.

     

    Bu bağlamda; söz konusu taşınmazların tamamı üzerinde öğrencilere yönelik yeni yapılacak eğitim kurumlarının veya yurtların yapım, bakım, onarım, işletim ve benzeri giderlerinin karşılanmasında kullanılması için tesisin tamamı üzerinde üçüncü kişilerin faaliyetine izin verilebilmesinin, taşınmazın amacı dışında ve üçüncü kişiler tarafından kullanımına yol açacağından, dayanak norm olan 4706 sayılı Kanunun ek 4. maddesinin 2. fıkrasının amacına aykırı olarak, kapsamını genişlettiği, kanuni idare ilkesine ve normlar hiyerarşisine aykırılık teşkil ettiği anlaşıldığından, bu kısım yönünden 2577 sayılı Kanunun 27. maddesinin 2. fıkrasında yer alan uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.”

     

    gerekçeleriyle dava konusu yönetmeliğin 15. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, “tamamı üzerinde” ve “tamamı veya” ifadelerinin yürütmesini durdurmuştur. Danıştay kararı incelendiğinde, eğitim kurumlarının eğitim faaliyetleri dışında devredilmesinin ya da tamamı üzerinde faaliyette bulunulmasının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.

     

    Danıştay nezdinde açtığımız davada, hukuka aykırılığı iddiasıyla yürütmenin durdurulması talebinde bulunduğumuz diğer maddelerle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verilmemiş olup İDDK’ya itiraz ederek hukuksal mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

     

    Eğitim-İş olarak her zaman savunduğumuz kamusal eğitim ilkesine aykırı bir şekilde düzenlenen hatta kamusal eğitimin verildiği kamu kurumlarını da yandaş dernek ve vakıflara devretmeyi esas alan yönetmeliğin iptali için mücadelemizi sürdüreceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 10. İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilme Kararını Ve Tek Adama Verilen Yetkiyi Yargıya Taşıdık

    Eğitim-İş olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı olarak imzaladığı kararla, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine karşı dava açtık. İstanbul sözleşmesinin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı kararının öncelikle yürütmesinin durdurulmasını ve bu karar ile bu karara dayanak olan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin iptalini istedik.

     

    Danıştay’a verdiğimiz dava dilekçesinde, kadına şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla Türkiye’nin de hazırlık aşamasındaki yoğun katkılarıyla şekillenen İstanbul Sözleşmesi’nin, taraf devletlerin imzasıyla ve TBMM tarafından da tüm siyasi partilerin oybirliği ile kabul edilerek ülkemiz bakımından yürürlüğe girmiş olan bir sözleşme olduğunu belirttik.

    Bu nedenle, Anayasanın 90. Maddesi kapsamında usulüne uygun şekilde yürürlüğe girmiş olan milletlerarası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunu, TBMM kararıyla yürürlüğe girmiş uluslararası bir sözleşmenin Cumhurbaşkanı tarafından feshedilemeyeceğini, Cumhurbaşkanına kendi kararnamesiyle verilen yetkinin de Anayasaya aykırı olduğunu ve iptal edilmesi gerektiğini vurguladık.

     

    Kadına karşı şiddet ve ayrımcılığı önlemesi ve buna yönelik gerekli tedbirleri alma konusunda taraf devletlere yükümlülükler yüklemesi ve bu konuda taraf devletler arasında bir farkındalık ve işbirliğinin sağlanması söz konusudur. Neredeyse her gün bir kadın cinayetinin yaşandığı ülkemizde, kadına karşı şiddet ve ayrımcılığın en temel mücadele alanlarından biri olarak farkındalığının yaratılması gerekliliği dikkate alındığında, sözleşmenin iç hukukumuza yansıması bakımından sahip olduğu kamu yararı açıktır.

     

    Cumhurbaşkanı kararında;  hukukun temel ilkelerinden olan ölçülülük, gereklilik, amaca uygunluk, hizmetin gerekliliği ve kamu yararı gibi ilkelerin de uyulmadığı görülmektedir.

     

    Bu gerekçelerin yanı sıra hukuki dayanakların birlikte değerlendirilerek İstanbul Sözleşmesinin hukuksuz bir şekilde feshi ile tek adam rejiminin ürünü olan Cumhurbaşkanına bu yetkiyi veren kararnameyi Anayasa Mahkemesi’nin de denetimine sunulmak üzere yargıya taşımış olduk.

     

    Eğitim-İş olarak yargısal sürecin yanı sıra örgütlülükten gelen demokratik haklarımızı da sonuna kadar kullanıp eylemlerimizi de sürdüreceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 11. Yargıdan Sözleşmeli Öğretmenlik İçin Yeni Karar

    İlk kez AKP iktidarı tarafından uygulamaya konulan sözleşmeli öğretmenlik, verdiğimiz mücadeleler sonucunda 2011 yılında kaldırılmış ve tüm sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmişti.

     

    15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimi sonrasında çıkarılan OHAL Kararnamesi ile sözleşmeli öğretmenlik uygulaması yeniden başlatılmıştır. Eğitim-İş olarak uygulamanın başladığı andan itibaren tüm öğretmenlerin kadrolu olması gerektiğine ilişkin, hukuki ve örgütlülüğümüzden gelen demokratik haklarımızı kullanarak mücadele etmeye devam ediyoruz.

     

    KHK düzenlemesi sonrasında sözleşmeli öğretmen istihdamına ilişkin yönetmelik 03.08.2016 tarih ve 29790 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş, Sendikamız düzenlemeyi yargıya taşımıştı.

     

    Yargıya taşınan hükümlerden sözlü sınav komisyonunun ve sözlü sınav konuların hukuka uygun olmadığı yönündeki talebimiz Danıştay ilgili Dairesi tarafından kabul edilerek ilgili maddeler iptal edilmiş, bunun yanı sıra diğer taleplerimiz olan kısaca;

     

    – sözleşmeli öğretmenlik uygulaması ve tanımının eşitlik ilkesine aykırı olduğu,

     

    – sözleşmeli öğretmenlik atamalarında sözlü sınav uygulamasının liyakati yok sayar nitelikte ve kayırmacılığa yol açacağı gerekçeleriyle,

     

    – sözleşmeli öğretmenlik atamasının tamamen sözlü sınav esaslı olduğu,

     

    – sözleşmeli öğretmenlere,

     

    aile birliği,

     

    sağlık,

     

    can güvenliği gibi mazerete dayalı yer değiştirme haklarının verilmemesinin yönetmelikte eksik düzenleme olduğu gerekçelerine dayanmaktaydı.

     

    düzenlemeleri bakımından ise taleplerin reddine karar verilmişti.

     

    Danıştay daireleri tarafından reddedilen taleplerimizle ilgili yaptığımız itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bozma kararında;

     

    “davaya konu idari işlemin hukuka uygunluk denetimini yapmakla görevli idari yargı merciince, 2577 sayılı Kanun’un 2. Maddesinde sayılan unsurlar yönünden, işlemin hukuka aykırı olup olmadığına dair yargısal denetim yapılması ve bu denetim sonucunda varılan kararın gerekçeli olarak ortaya konulması gerekmekte iken, Müşterek Kurul kararında, dava konusu Yönetmeliğin yukarıda sayılan maddeler yüzünden davacının iddia ve taleplerine yönelik olarak ilgili mevzuatın yorumu ve iptali istenen düzenlemelerin hukuka uygunluk denetimi yapılmaksızın, yani uyuşmazlıkla ilgili herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin davanın reddine karar verilmiş olduğundan, Müşterek Kurul kararının anılan maddeler yönünden davanın reddine ilişkin kısmında, hukuka uygunluk bulunmamaktadır.”

     

    gerekçelerini ortaya koymuştur.

     

    Bu karar ile İDDK, dava konusu düzenlemeler ile ilgili olarak verilen davanın reddi kararında hukuki gerekçelerin yer almaması nedeniyle taleplerin reddine ilişkin kısım yönünden kararın bozulmasına hükmetmiştir. Karar, özellikle son dönemde, yasal zorunluluk olmasına rağmen mahkemelerin açılan davalarda yalnızca “hukuka aykırılık bulunmamıştır” şeklinde gerekçeler ile davaları reddetmesi alışkanlığının ortadan kalkması, mahkemelerin doyurucu hukuki gerekçeler ile davaları neden reddettiklerini gerekçelendirmeleri zorunluluğunun hatırlatılması bakımından önemlidir.

     

    Bu aşamada yönetmeliğe ilişkin dava, ilgili Danıştay Dairesinde yeniden incelenecek ve gerekçeli şekilde yeni bir karar verilecektir. Verilecek bu karara karşı da yeniden bir itiraz süreci söz konusu olabilecektir.

     

    Eğitim-İş olarak sözleşmeli öğretmenlerimizin haklı davalarında, tamamı kadroya geçirilinceye kadar ve sözleşmeli öğretmenlik kaldırılıncaya kadar mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 12. Danıştay’dan Hizmet Puanı Düzenlemesine Durdurma Kararı

    MEB tarafından 19.06.2020 tarihinde hizmet puanlarına yönelik düzenleme yapılmıştı. eTwining, marka, patent gibi kriterlere de ek puan verilmesi düzenlemede yer almıştı.

     

    Düzenleme sonrası yaptığımız açıklamada özetle;

     

    “Hizmet puanını adeta her alanın teşvik noktası, performans ölçeği ve ödülü haline getiren, koyulan kriterlerin; öğretmenlik mesleğinin ve görevinin önüne geçirilerek sadece bu kriterlere yönelmeyi önceleyen anlayışı kabul etmiyoruz.” diyerek konuyu yargıya taşıyacağımızı ilan etmiştik.

     

    Düzenlemeye ilişkin olarak ilk davayı açan Eğitim-İş olmuştur.

     

    Konuyu yargıya taşıyan ilk sendika Eğitim-İş olmakla birlikte diğer sendikaların da dava açtığı görülmektedir. İki sendikanın hizmet puanına diğer kriterlerin eklenmesini kabul ettikleri görülmekle birlikte bizden sonra dava açan başka bir sendikanın sendikamız gibi düzenlemeyi tümden(ek kriterlerin hizmet puanı olmasına karşı çıkarak) yargıya taşıdığı anlaşılmaktadır.

     

    Danıştay dava açan sendikaların dava açma zamanları farklı hatta bizden birkaç gün sonra olduğu halde tümünü 19/11/2020 tarihinde görüşerek karara bağlamıştır.

     

    Danıştay;

    “Bu durumda; gerek ek hizmet puanı verilecek hususların, genel olarak öğretmenlik mesleği ve öğretmenin branşı ile ilgisine göre belirlenmemesi, gerekse öngörülen ek hizmet puanlarının, hizmet sürelerine göre elde edilecek hizmet puanına göre ölçülü olmaması yönünden dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.” gerekçesiyle, 17/04/2015 günlü, 29329 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin “Hizmet puanları” başlıklı 40. maddesine -19/06/2020 günlü Yönetmelik ile- eklenen 9. fıkranın yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi”

     

    İfadeleriyle 40. Maddenin 9.fıkrasına yönelik YÜRÜTMEYİ DURDURMA kararı vermiştir.

     

    Danıştay ayrıca;

     

    “Bu durumda; hukuka aykırı bulunan 9. fıkranın bir bütün olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği yönündeki yargı kararı dikkate alındığında, dayanağı kalmayan ve bu kapsamda yeniden düzenlenmesi gereken 10. fıkrada, bu haliyle hukuka uyarlık görülmemiştir.”

     

    Cümleleriyle yine 40.maddenin 10.fıkrasının da Yürütmesini Durdurmuştur.

     

    Düzenleme yapıldığında bakanlığı “…getirilen kriterlerin uygulanması için de en azından yargı sonucunu beklemelidir.” Şeklinde uyarmış fakat bakanlık bu uyarılara kulak tıkamıştır. Ortaya çıkacak kaosun, ya da oluşan haksızlıkların sorumlusu bakanlıktır.

     

    Açtığımız davaya göre yürütmesi durdurulan madde ve fıkralar şu şekilde;

     

    Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliği

     

    Madde 40- “(9) (Ek:RG-19/6/2020-31160) Öğretmenlerden;

     

    a) Doktora mezunu olanlara 90,

     

    b) Tezli yüksek lisans mezunu olanlara 50,

     

    c) Ortaöğretim alan öğretmenliği tezsiz yüksek lisans eğitimi hariç olmak üzere; tezsiz yüksek lisans mezunu olanlara 30,

     

    ç) İkinci bir dört yıllık yükseköğrenim mezunu olanlara 10,

     

    d) Uluslararası bir hakemli dergide makalesi yayımlananlara en fazla üç makale olmak üzere her bir makale için 5,

     

    e) Ulusal bir hakemli dergide makalesi yayımlananlara en fazla üç makale olmak üzere her bir makale için 3,

     

    f) En fazla bir adet olmak üzere başarı belgesi alanlara 3,

     

    g) En fazla bir adet olmak üzere üstün başarı belgesi alanlara 4,

     

    ğ) En fazla bir adet olmak üzere ödül alanlara 5,

     

    h) eTwining programı kapsamında sertifikası bulunanlara 15,

     

    ı) Türk Patent ve Marka Kurumundan patent tescili alanlara her bir patent tescili için 30,

     

    i) Türk Patent ve Marka Kurumundan faydalı model tescili alanlara her bir faydalı model tescili için 20,

     

    j) Türk Patent ve Marka Kurumundan tasarım tescili alanlara her bir tasarım tescili için 10, hizmet puanı verilir.

     

    (10) (Ek:RG-19/6/2020-31160) Öğretmenlere, dokuzuncu fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde lisans veya lisansüstü eğitimler için öngörülen hizmet puanları ile (f), (g) ve (ğ) bentlerinde başarı, üstün başarı veya ödül için öngörülen hizmet puanlarından yalnızca durumuna uygun olan en yüksek puan verilir.”

     

    Danıştay gerekçesi de incelendiğinde haklılığımız bir kez daha ortaya çıkmış olup öğretmenlerin hizmet puanlarının hizmetleri ile ilgili olması gerektiğini, teşvik aracı olarak hatta bazı kriterlerin öğretmenlik hizmetinin de önüne geçirilecek şekilde düzenlenmesini doğru bulmadığımızı bir kez daha belirtmek istiyoruz.

     

    Eğitim-İş olarak; hukuka aykırı uygulamalar ile davaya ilişkin yaşanacak gelişmeleri takip ederek kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU v

  • 13. Boğaziçilileri Katliamla Tehdit Eden Dekanı Yargıya Taşıdık

    Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektöre ilişkin protestolar da, protestoculara eziyetler de sürerken, her yeni gün akademinin AKP eliyle nasıl çamura batırıldığını gösteren gelişmeler yaşanmaktadır.

     

    Bunların son ve en vahim örneği Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Cevdet Kılıç’ın skandal sosyal medya paylaşımı olmuştur.

     

    Bu şahıs, sosyal medya hesabından “Siz hani bir ayı geçti eylem yapıyorsunuz ya. Biz eylem falan yapmayız. Bir gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz” yazarak, üniversiteler için özerk ve demokratik bir işleyiş isteyen her yurttaşı katliamla tehdit etmiştir.

     

    Yani Boğaziçi öğrencileri uydurma gerekçelerle “halkı kin ve nefrete sürüklemek” suçlamasına maruz kalırken, demokratik bir üniversite isteyen akademisyenler öğrencilerine yazdığı destek metinlerinde kılı kırk yararken, bir dekan alenen katliam çağrısı yapabilmektedir.

     

    Bilim ve düşüncenin evi olan üniversitelerin normalde kapısından bile geçemeyecek olan, Anayasa’yı ve onun güvence altına aldığı hakları hedef aldığında ne olacağını bilmeyen, mesajından anlaşıldığı üzere soru eklerinin ayrılması gerektiğini bilecek kadar bile anadiline hakim olmayan bu şahsın bir üniversitede dekan olması, bilimin ve liyakatin hakim olduğu üniversiteler için yapılan protestoların haklılığını bir kez daha tasdiklemiştir.

     

    Dini öğretiler için kurulan bir fakültenin başına dizi replikleriyle katliam tehditleri savuran bu şahıs neden ve nasıl dekan olarak atanmıştır?

     

    Dekan Cevdet Kılıç’a bir hatırlatmamız var: Akademisyenlerin kanlarında duş alacağını söyleyen bir mafya bozuntusu şu anda kaçabileceği üçüncü ülkeyi arıyor. Türkiye’deki laik, bilimsel, demokratik ve parasız eğitim mücadelesi başarıya ulaştığında, sen ve senin gibiler sadece kötü hatıralardan ibaret olacaksınız. Çünkü her zamanki gibi tarih, sizin gibi ülkenin evlatlarını öldürmek isteyenleri değil, onlara bir gelecek sunanları yazacaktır.

     

    Eğitim-İş olarak dekan Cevdet Kılıç hakkında suç duyurusunda bulunduğumuzu ve normalde resen başlaması gerektiği halde ancak bizlerin başvurusuyla oluşan hukuki sürecin takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 14. Yönetici Görevlendirme Yönetmeliğini Yargıya Taşıdık

    05.02.2021 tarih ve 31386 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumlarına Yönetici Seçme ve Görevlendirme Yönetmeliğinin hukuka aykırı, kayırmacı ve adalet duygusunu zedeleyici hükümlerini yargıya taşıyacağımızı daha önce açıklamıştık.

     

    Danıştay nezdindeki davada konu edilen başlıklar:

     

    –  Yönetmelik yönetici görevlendirme yönetmeliği olduğu halde istisnai durumlar için düzenlendiği halde bugün gelinen noktada hiçbir proje uygulamadığı halde sadece sınavla öğrenci aldığı için proje okulu yapılan, sayıları ve keyfi atamaların her geçen gün arttığı proje okullarının yönetmelik kapsamı dışında tutularak keyfiyete devam edilmesi,

     

    – Keyfi uygulamaların ve yazılı sınavda başarılı olan adayların elenmesi aracı olarak kullanılan sözlü sınav uygulaması,

     

    Kaldı ki sözlü sınava alınacak adayların yazılı sınavda başarılı olmuş en az lisans mezunu, pedagojik formasyona sahip ve öğretmenlik mesleğini icra eden bir öğretmenin sözlü sınava ilişkin konulardan sözlü sınava tabi tutulması doğru olmayacağı gibi sınavı kazanmaya yönelik bir puan baremi konulması yani en az 60 puan alanların başarılı sayılmasının doğru olmayacağı,

     

    –  Sözlü sınavda 60 barajı konularak yazılı sınavda başarılı olan adaylara sözlü sınavda 58 gibi puanlar verilerek elenmeye çalışıldığı vurgusuyla düzeltilmesi,

     

    60 puan uygulamasına göre yazılı sınavdan tam puan (100) alan bir adayın 58-59 puan ile elendiği uygulamada görülmüştür.

     

    60 puan kriteri olmaması halinde 58-59 puanlı adayın yazılı sınav puanı ve Ek-1 değerlendirme puanı birlikte değerlendirildiğinde bir çok adayı geride bırakarak yönetici olabileceği açık iken keyfiyete uygun düzenleme yapılması dava konuları arasında,

     

    –  Eğitim, öğretim ve bilim hizmetleri kolunda faaliyet gösteren bir sendika olarak; yöneticilerin eğitim almalarına karşı olmadığımız hatta liyakatin yok sayıldığı son dönem yönetici görevlendirmelerine yönelik zorunlu bir durum olduğu fakat düzenleme mevcut yöneticilere yönelik hızlı bir sürece hizmet etmeyeceği gibi içerik, program süresi, programda görev alacak, ders verecek kişilerin niteliği gibi durumlar ile kimlerin programa alınacaklarının belirsizliği nedeniyle,

     

    –  Ayrıca sendikamızla da paylaşılan yönetmeliğin taslak halinde yüksek lisans ve doktora eğitimi almış yönetici adayları sertifika muafiyetine tabi iken yayımlanan yönetmelikte bu durumun kaldırılmış olmasının izaha muhtaç olduğu,

     

    –  Daha önce yöneticilik yapıp her hangi bir nedenle görevine son verilen ya da görevden ayrılanların yeniden görevlendirme kapsamına alınmayarak özellikle 2014 yılında idare tarafından keyfi olarak görevden alınan yöneticilerin yeniden yönetici olmalarına engelleyen hükmün iptali,

     

    –  Yazılı sınava göre atanmayan bakanlıkça 2020 yılında yapılan düzenlemeye göre İlçe Milli Eğitim Müdürü olma hakkı dahi olmayan okul müdürlerinin yeniden görevlendirme kapsamında yapılacak görevlendirmelerinde sınava tabi tutulmaları gerektiği,

     

    –  Kurucu müdürlük için duyuru, başvuru ve istekliler arasından puan üstünlüğüne göre görevlendirme yapılması gerekirken hiçbir kıstasın bulunmaması,

     

    –  Müdür yetkili öğretmenlik görevlendirmelerin isteğe bağlı olması, aynı okulda istekli bulunmaması halinde başka kurumdan görevlendirme yapılabilmesi gerektiği,

     

    –  Yöneticilik görevinden ayrılmak isteyenlerin başvurularının belli bir sürede sonuçlandırılmasına yönelik bir düzenleme bulunmamasından kaynaklı mağduriyetler oluştuğundan eksik düzenlemenin düzeltilmesi,

     

    –  Yönetmelik ekinde yer alan Ek-1 ve Ek-2 Değerlendirme Formlarındaki özellikle ;

     

    –  D.AKADEMİK VE MESLEKİ DENEYİM, E.KURUM GELİŞTİRME DENEYİMİ, F.OKUL GELİŞTİRME DENEYİMİ  Bölümlerinin;

     

    –  Ülke genelinde okulların konum, gelişmişlik, personel sayısı, yerel imkanlar… göz önüne alındığında eşit şartların olmadığı açıktır. Bu durumda dezavantajlı bölgelerde görev yapan(büyükşehir/il/ilçe/köy/mezra) öğretmenlerin imkan ve fırsat eşitsizliği nedeniyle gerçekleştirmeleri mümkün olmayan çalışmaların yöneticilikte puan olarak değerlendirilmesi eşitlik ilkesine de aykırılık teşkil edeceği,

     

    –  G.ÖDÜLLER ve diğer kriterlerde son 4 yılın esas alınmasının eşitliğe aykırı olacağı, geçmiş görev ve başarıları göz ardı eder nitelikte olacağı, 2011 yılı öncesi verilen Teşekkür, Takdir ve Aylıkla ödüllerin hiç değerlendirilmemiş olmasının doğru olmayacağı,

     

    –  H.CEZALAR Bölümünde bütünüyle idareye verilmiş keyfi bir takdir yetkisi çerçevesinde düzenlenebilecek ödül ve cezaların bu görevlendirmelerde olumsuz puan olarak yansımasının yanlış ve hukuka aykırı olacağı, mağduriyetler yaratacağı,

     

    Gerekçeleriyle ilgili maddelerin öncelikle yürütmesinin durdurulmasını ardından ise iptalini talep ettik.

     

    Eğitim-İş olarak; haksız, hukuksuz, liyakati değil itaati esas alan düzenlemelerle ilgili mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU

  • 15. İçişleri Bakanlığı`nın Hukuka Aykırı Genelgesinin İptali İçin Dava Açtık

    Ülkede ekonomi ve salgını makul biçimde yönetemeyen iktidar, yükselen itirazları bastırmak için otoriter tutumunu faşizan bir tavra dönüştürmüş, hukuk ve demokrasiden giderek uzaklaşmaya başlamıştır. Belgeli olmasına rağmen üstü kapatılan yolsuzluk iddiaları, pandemiyle mücadele ile ilgisi olmayan içki yasakları, iktidar mensuplarının kendi koydukları yasaklara uymadığı görüntüler derken, İçişleri Bakanlığı’nın görev başındaki kolluk kuvvetinin ses ve görüntüsünü almayı yasaklayan genelgesi son damla olmuştur.

     

    İçişleri Bakanlığı’nın 27.04.2021 tarihli ve 2021/19 sayılı genelgesinde, polislerin yetki aşımıyla yersiz şiddet gösterdiği anları görüntülemek yasaklanmış, bu görüntüleme eylemleriyle polislerin özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiği gibi akla sığmayacak bir gerekçe öne sürülmüştür.

     

    Ülkeyi ilgilendiren toplumsal olaylarda ve eğitim alanındaki hak gasplarında demokratik hakkını kullanarak gösteri yapma ve kamuoyunu bilgilendirme hak ve görevlerini kullanan bir demokratik kitle örgütü olan Eğitim-İş olarak, bizi ve tüm toplumsal muhalefeti hukuka aykırı ve antidemokratik biçimde sindirmeyi amaçlayan bu genelgeyi yargıya taşıdığımızı ilan ediyoruz.

     

    Danıştay Başkanlığı’na açtığımız iptal davasında belirttiğimiz üzere:

     

    “Demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği bu tür toplantılara sıklıkla kolluk güçlerinin müdahale ettiği, çoğunlukla yaşandığı üzere de bu müdahalelerin orantısız şekilde gerçekleştiği bilinen bir durumdur. Bu tür müdahalelerin yaşandığı esnada kolluk güçlerince kendi görüntü ve kayıt sistemleri ile kayıt alınmakta, olası adli süreçler için göstericiler aleyhine deliller toplanmaktadır.

     

    Buna karşın göstericiler tarafından da gerek toplantı ve gösterinin barışçıl ve hukuka uygunluğunun ispatlanması gerekse de kolluk tarafından gerçekleşebilecek orantısız ve suç niteliği taşıyabilecek müdahalenin ispatlanması amacıyla görüntü ve ses kayıtları alınmak durumunda kalınmaktadır.

     

    Bu somut gerçeklikler ışığında söze konu bu genelge; Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri engellemesi bir yana, kolluğa, ölçüsüz ve kanunsuz bir talimat niteliği taşıdığı, idarenin şeffaf yönetim ve denetim ilkesine aykırı olduğu, demokratik bir toplumda gerekli olma niteliğinden uzak olduğu, savunma hakkı-hak arama özgürlüğü-ispat hakkı, basın ve haberleşme özgürlüğü, idari işlemdeki ölçülülük-belirlilik ilkeleri bakımından değerlendirildiğinde hukuka aykırı olduğu açıktır.

     

    Genelgenin gerekçesi olarak izah edilen özel hayatın gizliliği ilkesinin, kolluğun görevi esnasında yerine getirdiği eylem ve işlemlerde dikkate alınamayacağı dikkate alındığında temelde sebep-konu unsuru bakımından sakat işlemde ayrıca kamu yararının bulunmadığı da rahatlıkla söylenebilir.”

     

    Dava dilekçemizde söz konusu genelgenin, Anayasa’nın “Hiçbir kişi ya da organ, kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz” diyen 6.Madde’sine, 36. Madde’de hak arama hürriyeti çerçevesinde tarif edilen ispat hakkı ve silahların eşitliği ilkelerine aykırılığı açıkça vurgulanmıştır.

     

    Sendikamız tarafından, toplumsal olaylarda kolluk kuvvetlerinin aldığı görüntülerin davalarda delil olarak kullanılabilecekken başka tarafların görüntü almasının engellenmesinin yaratacağı eşitsizliğin çağdaş hukuk normlarına aykırı olduğunun altı çizilmiştir.

     

    Dava dilekçemizde genelgenin yine Anayasa’nın “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünde bulunan 28.Madde’siyle de çeliştiğine işaret edilmiş, bunun aynı zamanda toplumun haber alma hakkına da darbe vuracağı belirtilmiştir.

     

    Özellikle, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi hakların kullanılmasını zedeleyecek nitelikteki bu genelgenin toplumsal olaylara kolluk kuvvetlerinin ölçüsüz sertlikte müdahale etmesinin önü açıldığı vurgulanmıştır.

     

    Sendika olarak Danıştay’a sunduğumuz dava dilekçesinde genelgenin akıldışı gerekçesi de şu notumuzla çürütülmüştür: “Kamu görevlisi olan kolluk güçlerinin görevleri esnasında yaptığı iş ve işlemler özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilemez. Kamu görevlisinin giriştiği her türlü faaliyette kamu yararının ve kanuna bağlı idare ilkesinin üstünlüğü esası söz konusudur. Kamu görevinin yerine getirilmesi esnasında özel hayat alanı değil, kamusal yaşam alanından bahsetmek mümkündür. Şeffaf ve hesap verebilir yönetimin gereği de idarenin denetlenebilirliği ölçüsü ile mümkün olabilecek kavramlardır.

     

    Bunun yanı sıra kolluk güçlerinin müdahalesi esnasında kayıt alınmasının, kişisel verilerin ihlali olarak da değerlendirilmesine olanak yoktur. İzah edildiği şekilde, özel hayat alanının değil kamusal yaşamın söz konusu olduğu kolluk güçlerinin iş ve işlemlerini yerine getirmesine dair faaliyetlerde bir kişisel veriden bahsedilmesi mümkün olamayacaktır.”

     

    Bu vesileyle bir kez daha ilan ediyoruz: toplumsal muhalefetin önemli bir unsuru olan Eğitim-İş olarak Türkiye’de iktidar eliyle zaten geriletilmiş olan demokratik hakların böyle padişah fermanını aratmayan genelgelerle daha da kırpılmasına sessiz kalmayacağız!

     

    Genelge yayınlanır yayınlanmaz 1 Mayıs’ta karşılaşılan vahim manzaralar, gencecik çocukların polis otolarında kırılan kolları, görüntü almaya çalışan gazetecilerin kırılan fotoğraf makineleri, niyeti açıkça ortaya koymuştur.

     

    Olması gereken, kolluk kuvvetinin Anayasa güvencesi altındaki demokratik hakkını kullanan yurttaşlara bir tehdit gibi kullanılması değil yolsuzluklar, lebabeb kongrelerde çiğnenen yasaklar, belediye eliyle kaçırılan insanlara dair seferber edilmesidir.

     

    Bilinsin ki çok bedeller ödenerek kazanılan ve zamanında Avrupa ülkelerinden bile ileride olan Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisini genelgeler eliyle zayıflatmak mümkün olmayacaktır. Bu Cumhuriyet, gücü elinde tutanların kimsesi değil, kurucusu Atatürk’ün dediği gibi “Kimsesizlerin kimsesi”dir ve hep öyle kalacaktır!

     

    MERKEZ YÖNETİM KURULU